23/01/2018
ZONGULDAK MADEN İŞÇİLERİNİN HAYATI, 1870-1920: BAŞLANGIÇ NİTELİĞİNDE BAZI GÖZLEMLER
Ortadoğu'nun en zengin (petrol hariç) doğal kaynaklarını oluşturan Ereğli-Zonguldak madenlerinde 1914 yılında 50.000 i aşkın işçi çalışıyordu. Hem özel girişimciler hem de devlet tarafından işletilen "bu madenlerde çalışan işçiler, Osmanlı imparatorluğunda belli bir yörede ve iş kolunda çalışan en kalabalık işçi grubunu oluşturuyordu. Zonguldak maden ocaklarının ve işçilerinin tarihi 19. yüzyılın ilk çeyreğine dek uzanır. Söz konusu dönemde Osmanlı donanmasında buhar gücü kullanımına geçilmiş ve Batı Karadeniz'deki zengin kömür yatakları devletle sözleşme yapan özel girişimciler tarafından işletilmeye başlanmıştı. 19. yüzyıl sonlarına doğru Fransız sermayesiyle kurulan bir şirket yörede faaliyete başlamış ve kömür madenlerinde çalışan işçi sayısında ve üretimde çarpıcı artışlar görülmüştü.
Osmanlı dönemindeki Zonguldak kömür madenleri ve maden işçileri hakkında, Osmanlı ekonomi tarihinin çoğu alanıyla kıyaslandığında, hayli geniş sayılabilecek (hemen hemen tamamı Türkçe) bir literatür vardır. Buna rağmen, konuyla ilgili bütün eserler esas olarak madenlerin 1923 sonrası tarihine ağırlık vermekte ve imparatorluk dönemi madenleri üzerine bilgileri, temci inceleme konuları cumhuriyet döneminde Zonguldak madenleri için bir giriş olarak sunmaktadır.
Konu hakkında bu kadar çok eser bulunması, cumhuriyet döneminde Zonguldak madenlerinin ve maden işçilerinin taşıdığı ekonomik ve siyasal önemi yansıtmaktadır. Çok uzun bir süre, Zonguldak'ta çıkarılan kömürler, modern Türkiye'nin sanayileşmesine katkıda bulunmuş, şehirlerinin ve hızla büyüyen sanayi kapasitesinin enerji ihtiyacını karşılamıştır. Dahası, kömür madeni işçileri, sanayileşen Türkiye Cumhuriyeti'nde tarımsal kökenli emeği sanayi üretimine katma girişimlerinde merkezî bir yer işgal etmiştir. Avrupa'da ve ABD'de olduğu gibi modern Türkiye'de de, madencilerin fiziksel gücü ve çalışma koşullarının olağanüstü zorluğu konusunda efsaneler üretilmiştir. Emek tarihçilerinin ve işçi eylemcilerin birçoğunun gözünde, madenciler sanayi çağında işçilerin mükemmel simgesi haline gelmiştir, örneğin, eserinde, Emile Zola Germinal'de, madencileri umutsu ama asil hayatlar süren kahramanlar olarak anlatır. Ayrıca, İngiltere ve Fransa'da olduğu gibi Türkiye'de de madenciler siyasal açıdan önemli bir gruptur. Bu konunu okurlarına, Zonguldak madencilerinin ve ailelerinin 1990'ların başlarında yaptıkları yürüyüş ve gösterilerin ülke siyasetinde oynadığı kilit rolü hatırlatmaya gerek yok.
Ahmet Naim [Çıladır] 1934 yılında Zonguldak madenleri üzerine öncü nitelikteki çalışmasını yayınlamıştır. O günden bu yana, belirli aralıklarla Zonguldak madenleri ve madencileri üzerine kitap ve makaleler çıkmıştır. Bu makalede, Zonguldak madenlerinin Osmanlı dönemini araştıran tarihçiler açısından yararlı olduğunu düşündüğüm birkaç çalışma üzerinde duracağım. Söz konusu eserlerin yazarları, şu ya da bu şekilde kömür madenlerinin işletilmesiyle bağlantısı olan kişilerdir. Bazıları maden mühendisi, bazıları işletmeci, bazıları da siyasal eylemci veya işçi sınıfı militanlarıdır. Naim'in çalışması bazı yönleriyle benzersiz bir nitelik taşımaktadır, Daha sonra bu konuda eser kaleme alan yazarların hemen hemen hepsi de Ahmet Naim'in kitabını temel almışlar, kimileri de onun araştırmasını aşan çalışmalar ortaya koymuşlardır.
Bu eserlerde bir dizi önemli tema ortaya çıkmaktadır: Madenlerin tarihine aşağı yukarı aynı perspektifle bakmakla, Osmanlı (ve Türkiye Cumhuriyeti'nin) devlet politikaları ile Zonguldak'taki kömür madenciliği arasındaki bağlantıyı vurgulamaktadır. Kömür havzalarının tarihini, devletin hangi kurumunun kömür işletmelerinden sorumlu olduğuna göre dönemlere ayırmaktadırlar. öte yandan, Savaşkan, esas itibarıyla devlet denetimi, maden ocaklarının mülkiyeti ve madenlerin işletimi üzerinde durur, işçi meselesini başlı başına bir araştırma konusu saymaz.
Genel olarak, yazarlar Zonguldak madenlerinin tarihini 1820'lerde bölgede kömür bulunmasından başlatırlar. Kömür madenlerinde 1890'lı yıllara dek yoğun bir üretim yapılmamıştır. 1820'ler ile 1890'lar arasında yıllık üretim yaklaşık 50-10.0 bin ton seviyesinde kalmıştır. 1896'da, Fransız sermayesiyle kurulan Ereğli Şirket-i Osmaniyesi faaliyete geçmiş, ardından başka önemli yabancı şirketler ve Osmanlı şirketleri de kömür çıkarmaya başlamıştır. Bunun sonucunda, üretim 1890'ların sonlarında 200.000 tona ulaşmış, 1911'de 900.000 tonu aşmıştır. Yukarıda anılan rakamlar kaynaklarda, Fransız şirketi, genellikle, yeni ve ileri teknolojiler getirdiği ve üretim tekniklerini rasyonalize ettiği için övülür. Gelgelelim, millî hazine kömürü amansızca tükettiği için de ağır bir şekilde eleştirilir.
Üç yazarın daha eserleri üzerinde durmak gerekir, ilk olarak, eski bir maden işçisi olan Erol Çatma'yı anmalıyım. Çatma, kitabında, işçiler ve çalışma koşullan konusuna, özellikle Osmanlı ve cumhuriyet dönemlerinde kömür madenlerinde çalışma zorunluluğuna ağırlık verir. Kitap boyunca, okur, uzak bir gözlemcinin değil, madenlerde çalışmış bir işçinin bakış açısıyla karşı karşıyadır. Üzerinde duracağım ikinci yazar ise, madencilerin 1990'lardaki hayatını inceleyen Erol Kahveci'dir. Ben, Kahveci'nin, aynı konudaki doktora tezinden yararlanarak yazdığı bir makaleyi kullanıyorum. Osmanlı tarihçisi, görece uzak bir geçmişi incelerken yakın dönem üzerine yapılmış bu çalışmada zengin bir karşılaştırma malzemesi bulabilir. Kahveci'nin kaydettiği tecrübelerin birçoğu 19. yüzyıldaki benzer gelişmeleri hatırlatmaktadır.
Son olarak, İmer'in 1944 ve 1973'te yayınlanmış iki eserini değerlendireceğim. Hüseyin Fehmi İmer (1871-1960), 1910-1921 yılları arasında Ereğli'de kömür madenlerinde müdür olarak görev yapmış, üst-orta kademe bir yöneticidir, ilk eser, yazarın savaş yıllarında hazırladığı bir makaledir. Makalede, kömür madenlerinin keşfinden başlanarak o döneme kadar yaşanan gelişmelerin tarihçesi sunulur. Yazar, tarihçesinde, birçok açıdan, Ahmet Naim gibi, (sorumlu devlet birimine göre) bir dönemleme ve düzenleme yapmış, madencilik hakkında daha fazla teknik ayrıntı vermiştir. Pek çok yararlı bilgi içeren makalede, "bîçare" işçileri kayırıp kollayan, onların bakış açısını önemseyen bir hava vardır. Yazar, genel olarak, 1908'den sonra Osmanlı devletinin ve Türkiye Cumhuriyeti'nin Zonguldak işçileri lehine getirdiği pek çok olumlu değişiklik üzerinde durur, örneğin, 1908 öncesi dönemin Osmanlı idarecilerini, işçiler için sağlıklı gıda, barınma ve tıbbî hizmet sağlayacak düzenlemeler yapmadıkları için sert bir dille suçlar. Makalede daha sonra, kendi müdürlüğü sırasında 1920'li ve 1930'lu yıllarda çalışma koşullarının iyileştirilmesi için yapılanları dikkatlice sıralar. 1944'te, (bu derginin okurlarının gayet iyi bildiği üzere) Türkiye ekonomisi ve toplumu, uzun süren savaş ve seferberlikten dolayı derin bir kriz yaşıyordu. Devlet, kömür üretimini sürdürmek için çok sert ve acımasız tedbirlere başvurmuştu. Bu açıdan, devletin işçiler yararına yaptıklarını vurgulayan makale, savaş döneminin kriz ortamında maden işçilerini itaatkâr kılmaya yönelik bir girişim sayılabilir.
Bu araştırmayı özetledim ben size tab ki bu kadar deği ama bu kadarıyla sizi okumktan yordum hissediyorum.
Saygılar
Naci Ferhat Altınok
GENÇ ANADOLU BAŞKANI ZONGULDAK İL BAŞKANI