Turgay Onan Avukatlık Ofisi

Turgay Onan Avukatlık Ofisi Avukatlık Ofisi Bu sayfa, Türkiye Barolar Birliği Reklam Yasağı Yönetmeliği hükümlerine uyarlı olarak, hukuki konularda bilgi paylaşımı amacıyla hazırlanmıştır.

Anayasa Mahkemesi’nden haber takibindeki gazeteciye ters kelepçe takılmasına hak ihlali ve tazminat kararı.Anayasa Mahke...
18/02/2021

Anayasa Mahkemesi’nden haber takibindeki gazeteciye ters kelepçe takılmasına hak ihlali ve tazminat kararı.

Anayasa Mahkemesi (AYM), gazeteci Beyza Kural’ın 2015 yılında haber takibi sırasında ters kelepçe takılıp gözaltına alınma girişimine dair kişisel başvurusunu karara bağladı. Bugün (18 Şubat 2021) Resmi Gazete’de yayımlanan kararda AYM, Kural’ın insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının, ifade özgürlüğünün ve basın özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verdi.

AYM, Beyza Kural’ın 6 Kasım 2015’te Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) kuruluş yıldönümü protestolarında öğrencilere yönelik polis müdahalesini takip ederken karşılaştığı ihlallere dair başvurusunu beş yıl sonunda karara bağladı.

Haber takibi sırasında sivil giyimli polislerce engellenip, ters kelepçe takılarak gözaltına alınmaya çalışılan gazetecinin şikayeti sonucu üç polise yönelik yapılan soruşturmada takipsizlik kararı verilmesi üzerine AYM’ye başvurmuştu.

AYM, oybirliği ile aldığı kararda, kararın yeniden yargılama yapılması için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine karar verdi. Ayrıca ihlal tespitiyle giderilemeyecek manevi zararlar için de 15 bin lira maddi tazminat ödenmesine hükmetti.

Polisin “Hiçbir şey eskisi gibi değil” sözü kararda

AYM kararında, ihlal konusu olaya dair Kural’ın kaydettiği görüntülere ilişkin incelemelere de yer verdi. AYM, soruşturma dosyasında ve verilen takipsizlik kararında gazeteciye yönelik fiziksel müdahalenin gerekli olduğuna dair tespit ya da açıklama olmadığına dikkat çekti.

AYM, tek başına kelepçe takılmasının her olayda kötü muamele olarak nitelendirilemeyeceğini ancak şüpheli polislerden birinin gazeteciye yönelik “Sana bir şey söyleyeyim bak, hiçbir şey eskisi gibi değil artık, bunu öğreteceğiz size” ifadesi ile birlikte değerlendirildiğinde “kelepçelemenin, başvurucunun küçük düşürülmesi ve başvurucuya bir nevi ders verilmesi amacıyla kasıtlı olarak vücut bütünlüğüne zarar verecek şekilde gerçekleştirildiği izlenimi oluşturduğunu” belirtti. (Basın haberi)

AYM'den "Anayasal düzen ihlal ediliyor" uyarısıAYM, eski milletvekili Berberoğlu'yla ilgili hak ihlali kararının uygulan...
07/02/2021

AYM'den "Anayasal düzen ihlal ediliyor" uyarısı

AYM, eski milletvekili Berberoğlu'yla ilgili hak ihlali kararının uygulanmamasını çok sert ifadelerle eleştirerek TBMM ve HSK'yı göreve çağırdı. Kararlara uyulmamasının cezai sorumluluklar doğuracağına da dikkat çekildi.

AYM, eski milletvekili Berberoğlu'yla ilgili hak ihlali kararının uygulanmamasını çok sert ifadelerle eleştirerek TBMM ve HSK'yı göreve çağırdı. Kararlara uyulmamasının cezai sorumluluklar doğuracağına da dikkat çekildi.

28/11/2019

ÖDENMEYEN TÜKETİCİ KREDİSİ NEDENİ İLE EMEKLİ MAAŞINA EL KONULMASI T.C.

YARGITAY
13. HUKUK DAİRESİ
E. 2016/9395
K. 2019/6461
T. 22.5.2019

ÖDENMEYEN TÜKETİCİ KREDİSİ NEDENİ İLE EMEKLİ MAAŞINA EL KONULMASI ( Davalı Bankanın Kesintileri Kredi Sözleşmesine İstinaden Yaptığı/İcra Müdürü Tarafından Yapılmış Bir Haciz de Bulunmadığından Borcun Ödenmemesi Üzerine Bankanın Davacının Maaşına Bloke Konulacağına Dair Hükmüne Dayanarak Kesinti ve Tahsilat Yapmasında Hukuka Aykırılık Bulunmadığı )

KREDİ BORCUNUN TAHSİLİ İÇİN EMEKLİ MAAŞINDAN KESİNTİ YAPILMASI ( Davacının Aldığı Kredi Borcunu Sözleşme Şartlarına Uygun Olarak Ödememesi Halinde Sözleşme Gereğince Kullandırılan Kredinin Teminatı Olarak Maaşından Kesinti Yapılmasını Kabul Etmesi ve Diğer Teminat Öngören Hükümlerin Sözleşmeye Konulmasına Rıza Göstermesinin Haksız Şart Olarak Kabul Edilemeyeceği Zira Davacının Yürürlükteki Bu Yasaları Bilerek Sözleşmenin Her Sayfasını Ayrı Ayrı İmzalayıp Serbest İradesi İle Sözleşme Şartlarına Uygun Olarak Kredi Borcu Taksitlerinin Bankadan Aldığı Maaşından Kesilmesi İçin Talimat Verdiğine Göre Sözleşmenin Müzakere Edilerek Kararlaştırılmadığının Söylenemeyeceği )

SÖZLEŞMEDEN DOĞAN HAK VE YÜKÜMLÜLÜKLER ( Davalı Bankanın Kredi Sözleşmesi Uyarınca Davacının Emekli Maaşından Kesinti Yapması/Davacının Bankadan Aldığı Kredi Borcunu Sözleşme Şartlarına Uygun Olarak Ödememesi Halinde Sözleşme Gereğince Kullandırılan Kredinin Teminatı Olarak Maaşından Kesinti Yapılmasını Kabul Ettiği - Davacının Taksitlerin Maaşından Ödenmesini İhtirazı Kayıtsız Kabul Edip Daha Sonra Dava Açıp Blokenin Kaldırılmasını İstemesinin Hakkın Kötüye Kullanılması Olup İyiniyet Kurallarıyla Bağdaşmayacağı )

AHDE VEFA İLKESİ ( Davalı Bankanın Kredi Sözleşmesi Uyarınca Davacının Emekli Maaşından Kesinti Yapması/Davacının Bankadan Aldığı Kredi Borcunu Sözleşme Şartlarına Uygun Olarak Ödememesi Halinde Sözleşme Gereğince Kullandırılan Kredinin Teminatı Olarak Maaşından Kesinti Yapılmasını Kabul Ettiği - Davacının Taksitlerin Maaşından Ödenmesini İhtirazı Kayıtsız Kabul Edip Daha Sonra Dava Açıp Blokenin Kaldırılmasını İstemesinin Hakkın Kötüye Kullanılması Niteliğinde Olacağı )

4721/m.2

ÖZET : Davacı, davalı Bankadan tüketici kredisi çektiğini, 5-6 taksit ödedikten sonra hastalanması sebebi ile taksitleri ödeyemez duruma geldiğini,taksitleri ödeyememesi üzerine davalının Haziran 2015 tarihinden itibaren haksız bir şekilde emekli maaşının tamamına el koyduğunu, davalının bununla da yetinmeyip çalıştığı iş yerine de maaş haczi yazdığını, davalının geçinmesi için asgari oranları aşıp haksız bir biçimde emekli maaşının hepsine el koyduğunu, şu an hasta olup emekli maaşını alamadığını, yasal mevzuat gereği emekli maaşına haciz konulmasının mümkün olmadığını ileri sürerek, emekli maaşının üstüne konan blokenin kaldırılmasına ve kesinti yapılarak tahsil edilen 3.600,00 TL'nin iadesine karar verilmesini istemiştir. Davacının bankadan aldığı kredi borcunu sözleşme şartlarına uygun olarak ödememesi halinde sözleşme gereğince kullandırılan kredinin teminatı olarak maaşından kesinti yapılmasını kabul etmesi ve diğer teminat öngören hükümlerin sözleşmeye konulmasına rıza göstermesinin haksız şart olarak kabulü de mümkün değildir. Zira davacı yürürlükteki bu yasaları bilerek sözleşmenin her sayfasını ayrı ayrı imzalamış olup, serbest iradesi ile sözleşme şartlarına uygun olarak kredi borcu taksitlerinin bankadan aldığı maaşından kesilmesi için talimat verdiğine göre artık sözleşmenin söz konusu hükmünün müzakere edilerek kararlaştırılmadığı söylenemez.Ayrıca bankanın yaptığı işlemin sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerin dürüstlük kuralına aykırı düşecek şekilde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olduğu kabul edilemez. Davacının bankadan kullandığı kredi borcunu sözleşme şartlarına uygun olarak ödemesi zorunludur. Davacının taksitlerin maaşından ödenmesini ihtirazı kayıtsız kabul edip daha sonra dava açıp blokenin kaldırılmasını istemesi hakkın kötüye kullanılması olup iyiniyet kurallarıyla bağdaşmaz (TMK m.2). Tüketici haklı bir sebep olmadan sözleşmeyi tek taraflı feshedemez, ifası yapılmış bedellerin iadesini isteyemez, bu şekilde edimin tek taraflı geri istenmesi de hukuken himaye göremez. Aksi halde, kredi isteyen kişinin mali durumu ve maaş gelirine göre borcunun ödenebileceği güvencesiyle kredi veren bankanın alacağının imkânsızlaşması, kötü niyetli bir kredi borçlusunun borcunu hiç ödememesi gibi bir sonuç doğacaktır. Hal böyle olunca, mahkemece uyuşmazlığın sözleşmeye bağlılık, ahde vefa ilkesi ve tarafları bağlayan sözleşme hükümleri çerçevesinde çözümlenmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı, davalı Bankadan tüketici kredisi çektiğini, 5-6 taksit ödedikten sonra hastalanması sebebi ile taksitleri ödeyemez duruma geldiğini,taksitleri ödeyememesi üzerine davalının Haziran 2015 tarihinden itibaren haksız bir şekilde emekli maaşının tamamına el koyduğunu, davalının bununla da yetinmeyip çalıştığı iş yerine de maaş haczi yazdığını, davalının geçinmesi için asgari oranları aşıp haksız bir biçimde emekli maaşının hepsine el koyduğunu, şu an hasta olup emekli maaşını alamadığını, yasal mevzuat gereği emekli maaşına haciz konulmasının mümkün olmadığını ileri sürerek, emekli maaşının üstüne konan blokenin kaldırılmasına ve kesinti yapılarak tahsil edilen 3.600,00 TL'nin iadesine karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüyle davacı tüketici ile davalı banka arasında imzalanmış olan tüketici kredisine istinaden, davacının emekli maaşına konulan blokenin, yapılan sözleşme uyarınca, emekli maaşının tamamına bloke konulmasına dair davacının tam ve açık bir rızası ile muvafakatının alınmamış olması, kredi sözleşmesi ekindeki beyanların, henüz muaceel olmamış alacaklar için alınmış olması, davacının rızasının, kredi taksidi kadar var ve mevcut olduğunun kabulü ile, davacının emekli maaşına konulan blokenin, kredi sözleşmesi uyarınca ödenmesi kararlaştırılan aylık 1.444,63-TL üzerinden devamına, bakiye kısım yönünden konulan blokenin iptaline, Bu doğrultuda davacının istirdatanı talep ettiği, Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarına ait emekli maaşlarının toplamı olan 3.600,00-TL'nin, kredi sözleşmesi uyarınca ödenmesi kararlaştırılan aylık 1.444,63-TL olmak üzere ( 1.444,63 * 3 ay = 4.333,89-TL) toplam 4.333,89-TL'yi aşmaması sebebi ile, davacının istirdat talebinin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının davalı bankadan kullandığı kredi borcunun muaccel hale gelmiş kredi taksitlerinin maaşından alınıp alınamayacağı, bu yönde bloke konulup konulmayacağına ilişkindir. Mahkemece, davacı tüketici ile davalı banka arasında imzalanmış olan tüketici kredisine istinaden, davacının emekli maaşına konulan blokenin, yapılan sözleşme uyarınca, emekli maaşının tamamına bloke konulmasına dair davacının tam ve açık bir rızası ile muvafakatının alınmamış olması, kredi sözleşmesi ekindeki beyanların, henüz muaccel olmamış alacaklar için alınmış olması, davacının rızasının, kredi taksidi kadar var ve mevcut olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Somut olayda, yargılama tarihi itibariyle davacının davalı banka nezdinde 05.09.2014 tarihinde 40.000,00 TL tutarında tüketici kredisi sözleşmesi bulunduğu görülmüştür. Dosyanın incelenmesinde; davacı tarafından imzalanan sözleşme ,05.09.2014 tarihli taahhütnamede ve Emekli Maaş Taahhütnamesi Formunda krediye ilişkin ödemelerinin banka nezdinde bulunan emekli maaşı hesabından tarafına ihbarda bulunmaksızın virman-takas-mahsup yapılarak tahsil edilmesine muvafakat etmiş olduğu anlaşılmaktadır. Sözleşmede bankaya hesaptan tahsilat yetkisi de verilmiştir. Davacı sözleşmeden dönmediğine göre borcu ne şekilde ödeyeceğini açıklamamıştır. Banka da bu taahhüde inanarak başka teminat istemeden davacıya krediyi kullandırmıştır.

Öte yandan davalı banka, kesintileri kredi sözleşmesine istinaden yapmıştır. İcra müdürü tarafından yapılmış bir haciz de bulunmamaktadır. Bu durumda, borcun ödenmemesi üzerine bankanın, davacının maaşına bloke konulacağına dair hükmüne dayanarak kesinti ve tahsilat yapmasında hukuka aykırılık bulunmadığının kabulü gerekir.

Hemen belirtilmelidir ki, davacının bankadan aldığı kredi borcunu sözleşme şartlarına uygun olarak ödememesi halinde sözleşme gereğince kullandırılan kredinin teminatı olarak maaşından kesinti yapılmasını kabul etmesi ve diğer teminat öngören hükümlerin sözleşmeye konulmasına rıza göstermesinin haksız şart olarak kabulü de mümkün değildir. Zira davacı yürürlükteki bu yasaları bilerek sözleşmenin her sayfasını ayrı ayrı imzalamış olup, serbest iradesi ile sözleşme şartlarına uygun olarak kredi borcu taksitlerinin bankadan aldığı maaşından kesilmesi için talimat verdiğine göre artık sözleşmenin söz konusu hükmünün müzakere edilerek kararlaştırılmadığı söylenemez.

Ayrıca bankanın yaptığı işlemin sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerin dürüstlük kuralına aykırı düşecek şekilde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olduğu kabul edilemez. Davacının bankadan kullandığı kredi borcunu sözleşme şartlarına uygun olarak ödemesi zorunludur. Davacının taksitlerin maaşından ödenmesini ihtirazı kayıtsız kabul edip daha sonra dava açıp blokenin kaldırılmasını istemesi hakkın kötüye kullanılması olup iyiniyet kurallarıyla bağdaşmaz (TMK m.2). Tüketici haklı bir sebep olmadan sözleşmeyi tek taraflı feshedemez, ifası yapılmış bedellerin iadesini isteyemez, bu şekilde edimin tek taraflı geri istenmesi de hukuken himaye göremez. Aksi halde, kredi isteyen kişinin mali durumu ve maaş gelirine göre borcunun ödenebileceği güvencesiyle kredi veren bankanın alacağının imkânsızlaşması, kötü niyetli bir kredi borçlusunun borcunu hiç ödememesi gibi bir sonuç doğacaktır.

Hal böyle olunca, mahkemece uyuşmazlığın sözleşmeye bağlılık, ahde vefa ilkesi ve tarafları bağlayan sözleşme hükümleri çerçevesinde çözümlenmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenle hükmün BOZULMASINA, HUMK'nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 22.05.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

MURİS MUVAZAASI HUKUKSAL NEDENİNE DAYALI TAPU İPTALİ VE TESCİLİT.C.YARGITAY1. HUKUK DAİRESİE. 2016/11759K. 2019/4621T. 1...
28/11/2019

MURİS MUVAZAASI HUKUKSAL NEDENİNE DAYALI TAPU İPTALİ VE TESCİLİ

T.C.
YARGITAY
1. HUKUK DAİRESİ
E. 2016/11759
K. 2019/4621
T. 16.9.2019

MURİS MUVAZAASI HUKUKSAL NEDENİNE DAYALI TAPU İPTALİ VE TESCİLİ ( Taşınmazların Tapu Kayıtlarının İptali ile Mirasçılar Adına Payları Oranında Tesciline Karar Verilmesi İstenildiği Halde Mirasçılardan Belirtilenin Davada Yer Almadığı Dikkate Alındığında Taraf Teşkili Yapılmadan Sonuca Gidildiği - Davaya Katılmayan Mirasçının Olurunun Alınması ya da İlgilinin Terekesi İçin Terekeye Temsilci Tayin Ettirilerek Temsilci Huzuru ile Davanın Görülmesi ile Taraf Teşkili Sağlanıp İşin Esası İncelenerek Karar Verilmesi Gerektiği )

TEMLİĞİN AMACININ TESPİTİ ( Sözleşmeye Dayalı Bir Temlikin de Muvazaa ile İlletli Olduğunun İleri Sürülmesinin Her Zaman Mümkün Olduğu - Muvazaa İrade ile Beyan Arasında Kasten Yaratılan Aykırılık Olarak Tanımlanabilecek Olup Tarafların Akitteki Gerçek ve Müşterek Amaçlarının Saptanması Gerektiği/Bakım Alacaklısının Temliki İşlemde Bakıp Gözetilme Koşulunu Değil de Bir Başka Amacı Gerçekleştirme İradesini Taşıdığı Belirlenirse Akdin İvazlı Olduğundan Söz Edilemeyecek Olup Akitte Bağış Amacının Üstün Tutulduğu Sonucuna Varılacağı )

ÖLÜNCEYE KADAR BAKIP GÖZETME KARŞILIĞI YAPILAN TEMLİKİN MUVAZAA İLE İLLETLİ OLUP OLMADIĞININ BELİRLENMESİ ( Sözleşme Tarihinde Murisin Yaşı Fiziki ve Genel Sağlık Durumu Aile Koşulları ve İlişkileri Elinde Bulunan Mal Varlığının Miktarı Temlik Edilen Malın Tüm Mamelekine Oranı Bunun Makul Karşılanabilecek Bir Sınırda Kalıp Kalmadığı Gibi Bilgi ve Olguların Göz Önünde Tutulması Gerektiği - Olayda Hüküm Kurmaya Elverişli Araştırma Yapılmadan Karar Verilmiş Olması Hatalı Olup Kararın Bozulması Gerektiği )

6098/m.19, 611, 640

ÖZET : Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescili isteğine ilişkindir.Olayda; çekişme konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile mirasçılar adına payları oranında tesciline karar verilmesi istenildiği halde, mirasçılardan belirtilenin davada yer almadığı dikkate alındığında usulüne uygun taraf teşkili yapılmadan sonuca gidildiği anlaşılmaktadır.Mahkemece, öncelikle davaya katılmayan mirasçının olurunun alınması ya da ilgilinin terekesi için terekeye temsilci tayin ettirilerek temsilci huzuru ile davanın görülmesi ile taraf teşkilinin eksiksiz olarak sağlanmasından sonra işin esası incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekir

Ölünceye kadar bakma sözleşmesinde, sözleşmeye dayalı bir temlikin de muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, asıl olan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunu değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse, bu takdirde akdin ivazlı olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır.

Miras bırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi için de, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın, tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir. Olayda, hüküm kurmaya elverişli araştırma yapılmadan karar verilmiş olması nedeniyle kararın bozulması gerekir.

DAVA : Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakiminin raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescili isteğine ilişkindir.

Davacı, mirasbırakan babası ...'nın 5 ve 32 parsel sayılı taşınmazları tek erkek torunu olan davalıya mal kaçırma amacıyla ölünceye kadar bakma akdi ile muvazaalı olarak temlik ettiğini, mirasbırakanın bakıma muhtaç olmadığını ve sözleşmeden 9 gün sonra öldüğünü, davalının da mirasbırakana bakmadığını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile mirasçılar adına payları oranında tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, ölünceye kadar bakma akdinin mirasbırakan dedesinin isteği ile yapıldığını, bakım alacaklısının bakıma muhtaç olmasının şart olmadığını, mirasbırakanın mirasçılarına hatırı sayılır bir mal varlığı bıraktığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, ölünceye kadar bakma akdinin mirasçılardan mal kaçırma amacıyla yapıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; mirasbırakan ...'nın 29.12.2010 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak oğulları ... ve ...'ın kaldığı, mirasbırakanın 5 ve 32 parsel sayılı taşınmazları ... Noterliğinin 20.12.2010 tarihli ve 1572 yevmiye numaralı ölünceye kadar bakma akdi ile torunu olan ...'e temlik ettiği, taşınmazların 07.01.2011 tarihinde akitsiz tescil istemi ile ... adına tescil edildiği anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere; elbirliği (iştirak) halinde mülkiyet, yasa veya yasada belirtilen sözleşmeler uyarınca aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin, bu ortaklık nedeniyle bir mala veya hakka birlikte malik olma durumudur.

4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) 701 ila 703 maddelerinde düzenlenen bu tür mülkiyetin (ortaklığın) tüzel kişiliği olmadığı gibi eşya üzerinde ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir hakkı da yoktur. Mülkiyet bir bütün olarak ortaklardan tümüne aittir. Başka bir anlatımla ortaklık tasfiye oluncaya kadar ortaklardan birinin ayrı mal veya hak sahipliği bulunmayıp, hak sahibi ortaklıktır. Değinilen mülkiyet türünde malikler mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil, ortaktır. Bu kural, TMK'nin 701. maddesinde (...Kanun ve kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır.) biçiminde açıklanmıştır. Elbirliği (iştirak) halinde mülkiyetin bu özelliği itibariyle ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Şayet yasa veya elbirliği (iştirak) halinde mülkiyeti oluşturan anlaşmada ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemişse, ortaklığın tasfiyesini isteme hakkı dışındaki tüm işlemlerde ortakların (iştirakçilerin) oybirliğiyle karar almaları ve birlikte hareket etmeleri zorunluluğu vardır.

TMK'nin 702/2 maddesi bu yönde açık hüküm getirmiştir. Ancak, açıklanan kural yargısal uygulamada kısmen yumuşatılmış bir ortağın tek başına dava açabileceği, ne var ki, davaya devam edebilmesi için öteki ortakların olurlarının (onaylarının) alınması veya miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi gerektiği kabul edilmiştir (11.10.1982 tarihli 1982/3-2 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı). Nitekim, bu görüş bilimsel alanda da aynen benimsenmiştir.

Somut olayda; çekişme konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile mirasçılar adına payları oranında tesciline karar verilmesi istenildiği halde, ... mirasçılarından ...'ın davada yer almadığı dikkate alındığında usulüne uygun taraf teşkili yapılmadan sonuca gidildiği anlaşılmaktadır.

Hal böyle olunca, öncelikle davaya katılmayan mirasçı ...'ın olurunun alınması ya da TMK'nun 640. maddesi uyarınca ...'in terekesi için terekeye temsilci tayin ettirilerek temsilci huzuru ile davanın görülmesi ile taraf teşkilinin eksiksiz olarak sağlanmasından sonra işin esası incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere karar verilmesi isabetsizdir.

Diğer taraftan, ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir bağıttır. (6098 Sayılı Türk Borçlar Yasasının 611. maddesi). Başka bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlusu da bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer (6098 Sayılı Türk Borçlar Yasasının 614. maddesi).

Hemen belirtmek gerekir ki, bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz. Ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi yaşama süresince bakımı gerektiren ve rastlantıya (tesadüfe) bağlı bir sözleşme türü olup TBK'nin 611. maddesi bakım alacaklısı yönünden gerçek kişi olması dışında özel bir nitelik öngörmemiştir. Bu bakımdan bakım alacaklısının akit anında özel bakıma muhtaç durumda olmasını aramak kanunda bulunmayan bir unsur ilave etmek olur.

Kural olarak, bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikin de muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, asıl olan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır (6098 Sayılı Türk Borçlar Yasasının 19. maddesi). Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunu değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise), bu takdirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 01.04.1974 gün ve 1/2 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı olayda, uygulama yeri bulur.

Miras bırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi için de, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın, tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir.

Kabule göre de, yukarıdaki ilkeler ve açıklamalar göz ardı edilerek hüküm kurmaya elverişli araştırma yapılmadan karar verilmiş olması da doğru değildir.

SONUÇ : Davalının, değinilen nedenden ötürü yerinde bulunan temyiz itirazının kabulüyle, hükmün (6100 Sayılı Kanun'un geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 Sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer hususların incelenmesine şimdilik yer olmadığına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 16.09.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

19/11/2019

Beraat veya takipsizlik alan KHK'lılar neden görevlerine iade edilmiyor?

Kanun Hükmünde Kararnamelere (KHK) ilişkin tartışmaların odağında bulunan “Beraat veya takipsizlik alanlar neden görevlerine iade edilmiyor?” sorusuna ilk kez bir mahkeme yanıt verdi.

Kamudan ihraçların iptali istemiyle açılan davalara bakan Ankara Bölge İdare Mahkemesi, bu soruyu terör örgütü üyeliği, iltisak ve irtibat kavramları üzerinden yanıtladı. “İrtibat ve iltisak” kavramlarının tanımını yapan Mahkeme, “Kamudan çıkarma nedenleri sadece terör örgütü üyeliği ile sınırlı değil terör örgütleri ile irtibat ve iltisak da ihraç nedeni sayılmıştır. Bu nedenle ilgililer hakkında ceza yargılamasında üyelik suçlamasıyla beraat ya da takipsizlik kararı verilmiş olsa bile idari yargı irtibat ve iltisak yönünden de ihraç işlemini incelemek zorundadır” dedi.

KHK’LARLA 131 BİN 922 İŞLEM YAPILDI

FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen ve iki yıl süren OHAL süresince çıkarılan KHK’larla 131 bin 922 tedbir işlemi gerçekleştirildi. Bu işlemlerin; 125 bin 678’ini kamudan ihraç, 3 bin 483’ü rütbe sökme, 2 bin 761’i ise kurum ve kuruluş kapatma kararları oluşturdu.

OHAL KOMİSYONU 93 BİN BAŞVURUYU SONUÇLANDIRDI

Bu işlemlere yapılan itirazları incelemek üzere kurulan OHAL Komisyonu’na 126 bin 200 başvuru gerçekleştirildi. Komisyon 2 yılda bu başvurulardan 93 bin 300’ünü sonuçlandırdı. 8 bin 450 başvuru kabul edilirken, 84 bin 850 başvuru reddedildi. 32 bin 900 başvurunun inceleme işlemleri ise devam ediyor.

YARGI YOLU AÇILDI

OHAL Komisyonu’nun kararları karşı yargı yolu da açıldı. Komisyondan ret kararı alanların, ihraç işlemlerin iptali davası açabilmeleri için Ankara’da Ankara 19, 20, 21, 22, 24 ve 25’inci idare mahkemeleri kuruldu. Bu mahkemelere bugüne kadar 69 bin 564 iptal davası açıldı. Bunların; 20 bin 4’ü karara bağlandı. Davaların çok önemli bir kısma ret kararı ile sonuçlanırken, az sayıda dava hakkında ise kabul kararı verilerek, ihraç işlemleri iptal edildi.

İSTİNAF MAHKEMESİNDEN ÖNEMLİ DEĞERLENDİRMELER

HaberTürk'ten Fevzi Çakır'ın haberine göre; bu 6 ilk derece mahkemesinin kararlarına yapılan istinaf başvurularına incelemek üzere ise Ankara Bölge İdare Mahkemesi 13. İdari Dava Dairesi kuruldu. İstinaf Mahkemesi’ne ise şu ana kadar 6 ilk derece idare mahkemelerinden 6 bin dosya geldi. İstinaf Mahkemesi bunların bin 750’sini karara bağladı. İstinaf Mahkemesi’nce şu ana kadar verilen kararlarda; kamudan ihraçların hangi kriterler ışığında haklı görüleceğinin çerçevesi çizildi. Ayrıca kamudan ihraçların temel dayanağı olan terör örgütleri ile “iltisak ve irtibat” kavramlarının tanımı yapıldı. En önemlisi de KHK tartışmaların göbeğinde bulunan beraat ve takipsizlik kararı alanların durumu irdelendi.

"İDARİ YARGI SUÇ VE SUÇLU ARAMAZ"

İstinaf Mahkemesi’nce verilen bir istinaf talebinin reddi kararında; ceza soruşturma ile idari yargı incelemesinin farkı anlatıldı. Kamudan ihraçların “(terör örgütlerine) üyelik”, “(terör örgütleri ile) iltisak ya da irtibat” gerekçelerine dayandırıldığı anımsatılan kararda, idari yargının ceza yargılamasından farklı olarak “suç ve suçlu bulunma halleri” aramadığı, kamudan ihraç edilen kişinin, göreve iadesini haklı kılan bir neden olup olmadığını denetlediği belirtildi.

"KESİNLEŞEN CEZA RET GEREKÇESİDİR"

Kimi durumlarda ihraç edilenler hakkında ceza davalarının da açılabildiği aktarılan kararda şu değerlendirmelere yer verildi:

"Ceza yargılaması sonunda ilgilinin ceza alması ya da beraat etmesi mümkündür. Ceza yargılamasında kamu görevlilerinin terör örgütlerine üyelik veya yardım nedeniyle ceza almaları halinde, idari yargı mercilerince, bu ceza nedeniyle başka bir delile ve araştırmaya ihtiyaç duyulmaksızın; OHAL Komisyonu’na yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir. Zira kamu görevinden çıkarma gerekçelerinden olan ‘üyelik’ unsuru, bir mahkeme kararı ile tespit edilmiş olmaktadır…Terör örgütü üyeliğini, bir suç olarak kabul edilip, kamu görevinden çıkarılma yanında hapis cezası ve benzeri yaptırımlara bağlamışken, ‘iltisak’ ve ‘irtibat’ hallerini suç isnadı olmaksızın sadece kamu görevinden çıkarma tedbirinin gerekçesi olarak öngörülmüştür."

"CEZA DAVASI İDARİ YARGIYI İNCELEMESİNİ DURDURMAZ"

Kararda, idari yargı mercilerinin, “terör örgütü üyeliği” kapsamında açılan ancak henüz kesinleşmeyen davaların sonuçlarını (ağır ceza örgüt üyeliğinden ceza vermiş olsa bile) dayanak alarak karar vermesinin masumiyet karinesi gereği mümkün olmadığı da ifade edildi. Bununla birlikte ceza davasının sonuçlanmamış olmasının idari yargıda açılan iptal davasının görülmesini engellemeyeceği de vurgulandı.

"BERAT VE TAKİPSİZLİK VERİLSE BİLE…"

Kamu görevinden çıkarılmanın sadece üyelikle sınırlı tutulmadığına dikkat çekilen kararda şu değerlendirmelere yer verildi:

"Ceza yargılamasının ilgi alanında bulunmayan iltisak ve irtibat; yani yapışıkmış gibi birlikte hareket etme, gönüllü şekilde tabi olma, eylemlerini bir grubun, örgütün ya da yapının işaretleri, talimatları, yönlendirmelerine göre gerçekleştirme, kendi davranışlarını bireysel iletişim yoluyla ya da yazılı ve görsel basın, sosyal medya paylaşımları üzerinden gelen mesajları dikkate alarak, belirleme hali de kamu görevinden çıkarmanın hukuki gerekçeleri arasında sayılmıştır. Bu nedenle ilgililer hakkında ceza yargılamasında üyelik suçlamasıyla açılan soruşturmada ve davalarda takipsizlik ya da beraat kararı verilmiş olsa dahi idari yargı yeri, irtibat ve iltisak unsurları yönünden de işlemi incelemek zorundadır.”

"İHRAÇLARIN AMACI KAMU GÜCÜNÜN ÖRGÜT YEHİNE KULLANILMAMASI"

Kararda, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından KHK’larla hızlı şekilde meslekten çıkarmanın gerekliliğine dair şu önemli değerlendirmeye de yer verildi:

“Her kamu görevlisinin az veya çok kamu gücü kullandığı ve bu güç ile vatandaşlar üzerinde etkili işlemler tesis ettiği dikkate alındığında, yapılan düzenlemelerden terör örgütleri ile anlayış ve davranış birliği içinde olanların kamu gücünü örgüt hedefleri doğrultusunda kullanmalarını engellemek üzere kamu görevinden çıkarılmaların murat edildiği anlaşılmaktadır. Zira FETÖ özelinde daha belirgin şekilde ortaya çıktığı üzere illegal yapılar önce bireysel sonra da örgütsel boyutta kamu gücünü yasal görünümlü yöntemlerle elde etmekte, böylece anlayış ve davranış birliği içinde olduğu grup örgüt veya yapıya şu veya bu şekilde menfaat sağlarken, diğer bireyler aleyhine işlem eylemde bulunmaktadırlar.”

İLTİSAK TESPİTİ YAPILAN DAVALAR REDDEDİLECEK

Sonuç olarak, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 13. İdari Dava Dairesi’nin kararlarına göre, bir kişi “FETÖ üyesi olduğu” suçlamasından adli yargıda takipsizlik veya beraat kararı alsa dahi bu kişinin terör örgütüne “irtibat” veya “iltisakı” tespit edilirse idari yargıda açılan göreve iade davası reddedilecek.

Address

Kapuz Caddesi, No:24, Stad Apt, D: 7
Zonguldak
67030

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Turgay Onan Avukatlık Ofisi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Turgay Onan Avukatlık Ofisi:

Share