GÜNEŞ Avukatlık Bürosu

GÜNEŞ Avukatlık Bürosu GÜNEŞ AVUKATLIK BÜROSU Avukat ve Hukuk Bürosu

" Yol bakım ve onarımından sorumlu idarenin, yolda gerekli ve yeterli işaretlemeleri yapmaması sebebiyle kazanın meydana...
19/06/2018

" Yol bakım ve onarımından sorumlu idarenin, yolda gerekli ve yeterli işaretlemeleri yapmaması sebebiyle kazanın meydana geldiği ve idarenin kusurlu olduğu iddiası varsa, yani hizmet kusuruna dayanılıyorsa, hizmet kusurundan dolayı açılan davaların İdari Yargılama Usulü Hakkındaki Kanun'un 2. maddesi uyarınca tam yargı davası olarak ikame edilmesi gerektiğinden idare Mahkemesinin görevli olduğu.."

T.C.
YARGITAY
17. HUKUK DAİRESİ
E. 2015/604
K. 2017/6359
T. 5.6.2017

KARAR : Davacı vekili, davalının yapım ve bakımından sorumlu olduğu yolda bulunan ve yol zemininden 50 cm. yüksekteki beton direk demirine çarpan davacının aracının kazada pert olduğunu, davacının da yaralandığını, davalının yapım çalışması devam eden yolda gerekli ve yeterli işaretlemeleri yapmaması sebebiyle kazanın meydana geldiğini ve davalının kusurlu olduğunu belirterek, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL. maddi ve 5.000,00 TL. manevi tazminatın kaza tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş; 30.05.2014 tarihli ıslah dilekçesiyle, maddi tazminat taleplerini 27.000,00 TL'ye yükseltmiştir.

1-)Dava, trafik kazası sonucu oluşan araç hasar bedeli ile uğranıldığı iddia olunan cismani zarar sebebiyle manevi tazminat istemine ilişkindir.

Yargı yolu kavramı, bir hukuk sisteminde herhangi bir davanın o hukuk sistemine dahil yargı kollarından hangisinde bakılacağını ifade eder.
Uyuşmazlığa hangi yargı kolunda bakılacağı hususu, davanın genel koşullarından olup mahkemece re'sen dikkate alınması gereklidir. Kamu hizmeti görmekle yükümlü olan ..., kamu hizmeti sırasında verdiği zararlardan dolayı özel hukuk hükümlerine tabi değildir.
Hizmet kusurundan dolayı açılan davaların İdari Yargılama Usulü Hakkındaki Kanun'un 2. maddesi uyarınca tam yargı davası olarak ikame edilmesi gerekmektedir. Görev kuralları, kamu düzenine dair olup mahkemece kendiliğinden dikkate alınması zorunludur. Esasen 2918 Sayılı KTK'nun hukuki sorumluluğa dair 85. vd. maddelerinde araç işletenin sorumluluğu düzenlenmiş olup idarenin hizmet kusurundan kaynaklanan sorumluluğu bu yasa kapsamı dışında tutulmuştur.

Somut olayda; davacı vekili, davalı ...'ne karşı hizmet kusuruna dayanarak işbu davayı açmıştır.

Bu durumda mahkemece, davanın HMK 114/1-b maddesi gereğince yargı yolu caiz olmadığından HMK 115/2.maddesi gereğince dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu gibi karar verilmesi doğru görülmemiştir.
2-)Bozma ilamının kapsam ve şekline göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA..

" Tedbir Nafakası (T.M.K. 197) resmi nikâhlı eş yönünden kabul edilen müesseseler olup, davacının davalının gayri resmi ...
17/06/2018

" Tedbir Nafakası (T.M.K. 197) resmi nikâhlı eş yönünden kabul edilen müesseseler olup, davacının davalının gayri resmi nikâhlı eşi olduğu anlaşılmakla; gayri resmi eş yönünden nafaka talebinin tümden reddi gerekir.. "

T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
E. 2016/12465
K. 2017/2439
T. 2.3.2017

KARAR :
Davacı, dava dilekçesinde özetle; davalı ile resmi nikâhlı 15 yıldır evli olduklarını, davalının kendisini darp ettiğini, davalıya ait ceza davalarının bulunduğunu, davalının şu anda başka bir kadınla yaşadığını, kendisinin ve evin ihtiyaçlarını temin etmediğini, bu sebeplerle aylık 300,00 TL tedbir nafakasına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Mahkemece; davanın kısmen kabulü ile, tarafların 10 yıl resmi nikâh olmaksızın karı koca hayatı yaşadıkları ve davalının daha sonra başka bir kadınla yaşadığı göz önünde bulundurularak; dava tarihinden itibaren, aylık 200,00 TL tedbir nafakasının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dair talebin reddine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiştir.

Dava, tedbir nafakası istemine ilişkindir.
T.M.K.'nun 195. maddesinde; " Evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya evlilik birliğine dair önemli bir konuda uyuşmazlığa düşülmesi halinde, eşler ayrı ayrı veya birlikte hâkimin müdahalesini isteyebilirler.
Hâkim, gerektiği takdirde eşlerden birinin istemi üzerine Kanunda öngörülen önlemleri alır."
Aynı yasanın, 197.maddesinde de; "Eşlerden biri, ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddi biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahiptir.

Birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine dair önlemleri alır..." düzenlemelerine yer verilmiştir.

Dosya kapsamına göre, tarafların bir süre gayri resmi nikâhla birlikte yaşadıkları daha sonra ayrıldıkları anlaşılmaktadır. TMK'nın 197 vd. maddesinde öngörülen tedbir nafakası resmi nikâhlı eş yönünden kabul edilen müesseseler olup, davacının davalının gayri resmi nikâhlı eşi olduğu anlaşılmakla; gayri resmi eş yönünden nafaka talebinin tümden reddi gerekirken; mahkemece, davacı ve davalının 10 yıl resmi nikâh olmaksızın karı koca hayatı yaşadıkları ve davalının daha sonra başka bir kadınla yaşadığından bahisle, davanın kısmen kabulü yönünde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA..

Artışlı Nafakaya hükmedildiği halde, yeniden " nafaka arttırım "  davası açılabilir mi.. ?Boşanma kararı ile birlikte hü...
16/06/2018

Artışlı Nafakaya hükmedildiği halde, yeniden " nafaka arttırım " davası açılabilir mi.. ?
Boşanma kararı ile birlikte hükmedilen yoksulluk nafakasının her yıl " ÜFE " oranında artırılmasına karar verilmiş ise de, bu husus yoksulluk nafakasının artırılması için yeni bir dava açılmasına engel değildir.
Davacı artırım davası ile nafakanın yeniden belirlenmesi talep edebilir..

T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
E. 2016/19704
K. 2017/9326
T. 7.6.2017

KARAR : Davacı vekili; davacı için aylık 350,00 TL yoksulluk nafakası, müşterek çocuklar için aylık 300,00'er TL iştirak nafakası takdir edildiğini, bu nafakaların her yıl "ÜFE" oranında artırılmasına karar verildiğini, müvekkilinin ve müşterek çocukların ihtiyaçlarının arttığını, müvekkilinin tek başına ihtiyaçları karşılamakta zorlandığını, çocukların eğitimlerinin devam ettiğini, bağlanan nafakaların yetersiz kaldığını belirterek, yoksulluk nafakasının aylık 2.000 TL'ye, iştirak nafakalarının ise, ayrı ayrı aylık 1.500'er TL'ye yükseltilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Mahkemece; Ankara 4. Aile Mahkemesince verilen karara göre bağlanan nafakaların her yıl kendiliğinden artırılmasına karar verildiği, kararın kesinleşme tarihinden sonra, davalının ekonomik durumunda olağanüstü bir iyileşme olduğu hususu da ispat edilemediği gerekçesiyle, yoksulluk ve iştirak nafakalarının arttırılması davasının sübut bulunmadığından reddine, karar verilmiş, hüküm süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-)İştirak nafakalarının artırılması talebi yönünden;

Türk Medeni Kanunu'nun 182/2 maddesi gereğince; velayet kendisine tevdi edilmeyen taraf ekonomik imkanları ölçüsünde müşterek çocuğunun giderlerine katılmakla yükümlüdür.

Yine aynı kanunun 331.maddesinde; "Durumun değişmesi halinde hakim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır" düzenlemesine yer verilmiştir.

Türk Medeni Kanunu'nun 327/1.maddesinde; Çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderlerin ana ve baba tarafından karşılanacağı hükme bağlanmıştır. Aynı yasanın, 328.maddesi hükmü gereğince; Ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder. Çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler. Küçüğe fiilen bakan ana veya baba, diğerine karşı çocuk adına nafaka davası açabilir.(TMK. nun 329/1.maddesi)

İştirak nafakası takdir edilirken; çocuğun yaşı, ihtiyaçları, okul seviyesi, sosyal çevreye göre yaşam seviyesi, velayet tevdi edilen tarafın ekonomik durumu ile nafaka yükümlüsünün mali gücü birlikte değerlendirilip, hakkaniyete uygun bir nafakaya karar verilmelidir.

Görüldüğü üzere; tarafların sosyal ve ekonomik durumlarının değişmesi ve hakkaniyetin gerektirdiği hallerde taraflarca her zaman nafaka artırım davası açılabilir (HGK 15.07.2009 gün ve 3-352 E/348 K) .

Nafaka artırım davasının açılması belli bir zaman geçmesine bağlı tutulmadığı gibi, her dava açıldığı tarihe göre değerlendirilmelidir. Önceki davanın kesinleşme tarihi ile bu davanın açıldığı tarih arasında yaklaşık 3 yıl süre geçmiştir. Bu süre içinde tarafların sosyal ve ekonomik durumları değiştiği gibi, çocukların yaşı ve ihtiyaçları da doğal olarak artmıştır.

O halde, mahkemece yapılacak iş; müşterek çocukların yaşı, eğitim durumu, ihtiyaçları, davacı anne ile nafaka yükümlüsü babanın ekonomik durumu gözetilerek, uygun bir nafaka artışına karar verilmesi gerekir. Yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde, davalının gelirinde olağanüstü değişiklik bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

2-)Yoksulluk nafakasının arttırılması talebi yönünden;
TMK. nun 176/4. maddesine göre; tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın arttırılması veya azaltılmasına karar verilebilir.

Yukarıda sözü edilen yasal düzenlemeye göre iradın arttırılması veya azaltılması için ya tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin bunu zorunlu kılması gerekmektedir. Bu doğrultuda yerleşen dairemiz uygulamasına göre; nafaka alacaklısı davacının ihtiyaçları ile nafaka yükümlüsü davalının gelir durumunda, nafakanın takdir edildiği tarihe göre olağanüstü bir değişiklik olmadığı takdirde; yoksulluk nafakası TÜİK'in yayınladığı ÜFE oranında artırılmalı ve böylece taraflar arasında önceki nafaka takdirinde sağlanan denge korunmalıdır.

SONUÇ : Yukarıda birinci ve ikinci bentte açıklanan sebeplerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA..

Kendini polis olarak tanıtıp, mağdurun bankasındaki hesabına ait bilgilerinin başka şahıslar tarafından ele geçirildiğin...
13/06/2018

Kendini polis olarak tanıtıp, mağdurun bankasındaki hesabına ait bilgilerinin başka şahıslar tarafından ele geçirildiğini, hesabındaki parayı çekmeye çalıştıklarını belirterek, bankasına giderek parasını çekmesini ve parayı vereceği hesap numarasına yatırmasını, bir gün sonra parasını 2 katı olarak çekebileceğini, hesap bilgilerinin çalan şahıslarında bu şekilde yakalanabileceğini müştekiye söylediği, müştekinin de bu sözlere inanarak 10.956 TL parayı sanığın belirtmiş olduğu hesaba havale ettiği olayda dolandırıcılık suçunu işlediğine yönelik mahkemenin kabulünde isabetsizlik görülmemiştir.

T.C.
YARGITAY
15. CEZA DAİRESİ
E. 2013/27999
K. 2016/3085
T. 6.4.2016

Sanığın dolandırıcılık suçundan mahkumiyetine dair hüküm, sanık ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR :
Sanığın müştekiyi arayarak kendini polis olarak tanıttığı, bankasındaki hesabına ait bilgilerinin başka şahıslar tarafından ele geçirildiğini, hesabındaki parayı çekmeye çalıştıklarını,bankasına giderek parasını çekmesini ve parayı vereceği hesap numarasına yatırmasını, bir gün sonra parasını 2 katı olarak çekebileceğini, hesap bilgilerinin çalan şahıslarında bu şekilde yakalanabileceğini müştekiye söylediği, müştekinin de bu sözlere inanarak 10.956 TL parayı sanığın belirtmiş olduğu hesaba havale ettiği olayda dolandırıcılık suçunu işlediğine yönelik mahkemenin kabulünde isabetsizlik görülmemiştir.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık ve Cumhuriyet savcısının temyiz itirazlarının reddine, ancak;

5237 Sayılı TCK'nın 53. maddesinin 1. fıkrasının c bendinde yer alan haklardan, sadece kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmetten bulunmaktan yoksun bırakılmaya dair hak yoksunluğunun aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilme tarihinden itibaren uygulanmayacağı gözetilmeden, alt soyu dışındaki kişileri de kapsayacak şekilde 53/1-c maddesi gereğince güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına hükmedilmesi,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık ve Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 Sayılı Kanun'un 8. Maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK'un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA..

Yakın akrabalar arasındaki hukuki işlemler tanıkla ispat edilebilir. Kaynananın kızına ve damadına borç verdiği iddiasın...
10/06/2018

Yakın akrabalar arasındaki hukuki işlemler tanıkla ispat edilebilir. Kaynananın kızına ve damadına borç verdiği iddiasının tanıkla ispat edilebileceği.. Ancak, yakın akrabalar arasındaki bir hukuki işlem senede bağlanmış veya yazılı delil sözleşmesi yapılmışsa, artık manevi imkansızlıktan söz edilemeyeceğinden, senedin aksinin tanıkla ispatlanmasına imkan tanınmamaktadır. Bunun dışında Hukuk Muhakemeleri Kanunu' nun 203/1 maddesinde belirtilen yakın akrabalar arasındaki hukuki işlemlerin miktar ve değeri ne olursa olsun tanıkla ispatı olanaklıdır.

T.C.
YARGITAY
13. HUKUK DAİRESİ
E. 2015/41137
K. 2017/4373
T. 12.4.2017

KARAR : Davacı, davalılardan .. 'nın kızının ise damadı olduğunu, davalıların evli oldukları dönemde borç para istediklerini 12.850,00 TL parayı 15/05/2005 tarihinde borç olarak verdiğini, davalılardan parasını her istediğinde davalıların kendisini oyaladığını, davalılara Noterlik vasıtası ile 08/06/2012 tarihli ihtarname çektiğini bugüne kadar davalıların kendine borcunu ödemediğini, bu sebeplerle davalılara borç olarak vermiş olduğu 12.850,00 TL'yi borcu vermiş olduğu tarih olan 15/05/2005 tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline, mahkeme masraflarının davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Mahkemece dava reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Kural olarak Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 201. maddesiyle Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk lirasından az miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz.
Ne var ki, kural böyle olmakla birlikte Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 203. maddesinde yazılı yakın akrabalar arasındaki hukuki işlemlerin tanıkla ispat edilebileceği kabul edilmiştir.

Somut olayda davalı davacının kızı diğer davalı ise borcun verildiği dönemde davacının damadıdır ,davacı davalılara evli oldukları dönemde borç para verdiğini iddia etmiş ve bu iddiasını destekleyen tanık beyanlarına dayanmıştır. Açıklanan sebeplerle davacının iddiasını tanıkla kanıtlayabilecek olduğundan mahkemece bu yan gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA..

Site yöneticisinin ,Apartman-Site adına bono düzenleyebilmesi için Kat Mülkiyeti Kanunu' nun 35. maddesi uyarınca kat ma...
08/06/2018

Site yöneticisinin ,Apartman-Site adına bono düzenleyebilmesi için Kat Mülkiyeti Kanunu' nun 35. maddesi uyarınca kat malikleri kurulunca yöneticiye özel yetki verilmiş olması gerekir. Bu özel yetki verilmemişse Site Yöneticisi tarafından imzalanan kambiyo senedi sebebiyle site yöneticiliği ve kat malikleri sorumlu tutulamaz.

T.C.
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ
E. 2016/16809
K. 2017/8793
T. 5.6.2017

KARAR : Alacaklı tarafından borçlular hakkında bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla başlatılan takipte, asıl dava ve birleşen dava borçlularının icra mahkemesine başvurarak kat malikleri kurulu kararına göre apartman yönetimini taahhüt altına sokabilmek için üç kişilik yönetim kurulunun en az ikisinin kararı ve imzasının bulunmasının zorunlu olduğu, Yönetim Kurulu Başkanı sıfatıyla ...'nın tek başına kambiyo senedi imzalama yetkisi bulunmadığını ileri sürerek borca itiraz ettiği, mahkemece, şikayetin reddine karar verildiği görülmektedir.

634 Sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'nun “Genel Yönetim İşlerinin Görülmesi” başlıklı 35. maddesine göre; “Yöneticinin görevleri, yönetim planında belirtilir; yönetim planında aksine hüküm olmadıkça, yönetici aşağıdaki işleri görür:

a-) Kat malikleri kurulunca verilen kararların yerine getirilmesi;
b-) Anagayrimenkulün gayesine uygun olarak kullanılması, korunması, bakımı ve onarımı için gereken tedbirlerin alınması;
c-) Anagayrimenkulün sigorta ettirilmesi;

d-) Anagayrimenkulün genel yönetim işleriyle korunma, onarım, temizlik gibi bakım işleri ve asansör ve kalorifer, sıcak ve soğuk hava işletmesi ve sigorta için yönetim planında gösterilen zamanda, eğer böyle bir zaman gösterilmemişse, her takvim yılının ilk ayı içinde, kat maliklerinden avans olarak münasip miktarda paranın toplanması ve bu avansın harcanıp bitmesi halinde, geri kalan işler için tekrar avans toplanması;

e-) Anagayrimenkulün yönetimiyle ilgili diğer bütün ödemelerin kabulü, yönetim dolayısiyle doğan borçların ödenmesi ve kat malikleri tarafından ayrıca yetkili kılınmışsa, bağımsız bölümlere ait kiraların toplanması;
f-) Anagayrimenkulün tümünü ilgilendiren tebligatın kabulü;
g-) Anagayrimenkulü ilgilendiren bir sürenin geçmesinden veya bir hakkın kaybına meydan vermiyecek gerekli tedbirlerin alınması;
h-) Anagayrimenkulün korunması ve bakımı için kat maliklerinin yararına olan hususlarda gerekli tedbirlerin, onlar adına, alınması;

i-) Kat mülkiyetine dair borç ve yükümlerini yerine getirmeyen kat maliklerine karşı dava ve icra takibi yapılması ve kanuni ipotek hakkının kat mülkiyeti kütüğüne tescil ettirilmesi;

j-) Topladığı paraları ve avansları yatırmak ve gerektiğinde almak üzere muteber bir bankada kendi adına ve fakat anagayrimenkulün yönetici sıfatı gösterilmek suretiyle, hesap açtırılması;
k-) Kat malikleri kurulunun toplantıya çağırılması.”

Somut olayda 03.05.2014 tarihli Kat Malikleri Kurulu kararı ile yönetime başkan olarak tayin edilen ...'ya açıkça kambiyo taahhüdünde bulunma yetkisi verilmemiş olup; aynı tarihli Kat Malikleri Kurulunda ...... yönetim senedi verilmesi...” kararı alınmış ise de, bu karar kambiyo taahhüdünde bulunma konusunda verilmesi gereken özel yetki olarak değerlendirilemez. Bu sebeple Site Yöneticisi ... tarafından imzalanan kambiyo senedi sebebiyle site yöneticiliği ve kat malikleri sorumlu tutulamaz.

Bu sebeple borçluların asıl dava ve birleşen dava yönünden itirazının kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçluların temyiz itirazlarının kabulüyle mahkeme kararının yukarda yazılı sebeplerle İİK'nun 366 ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA)..

" Yaya olan davacıya, sürücüsü ve plakası tespit edilemeyen bir aracın çarpması sonucu yaralanması nedeniyle oluşan zara...
07/06/2018

" Yaya olan davacıya, sürücüsü ve plakası tespit edilemeyen bir aracın çarpması sonucu yaralanması nedeniyle oluşan zararın, Güvence Hesabından tazmini talebi.."
Kazaya neden olan motorlu aracın kimliği belirsiz ise, kaza sırasında geçerli poliçesi yoksa veya eksikse, poliçeyi düzenleyen sigorta şirketi iflas etmişse veya ruhsatı iptal edilmişse, çalınan veya gasp edilen araçlardan dolayı işleten sorumlu tutulamıyorsa, " Güvence Hesabı'na " başvurulabilecektir.
Güvence Hesabı işletenin kusuru nispetinde sorumludur. (5684 s.y.14)

T.C.
YARGITAY
17. HUKUK DAİRESİ
E. 2015/7030
K. 2018/122
T. 16.1.2018

KARAR : Davacı vekili, yaya olan müvekkiline sürücüsü ve plakası tespit edilemeyen bir aracın çarpması sonucu müvekkilinin malul kaldığını, müvekkilinin davalı " Güvence Hesabı'ndan " talep hakkı bulunduğunu beyanla, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 7.250,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiş, ıslah dilekçesiyle talebini 8.189,99 TL'ye yükseltmiştir.

Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası'ndan yararlanma olanağının ortadan kalkmış olması durumunda, 5684 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi gereğince kazaya neden olan motorlu aracın kimliği belirsiz ise, kaza sırasında geçerli poliçesi yoksa veya eksikse, poliçeyi düzenleyen sigorta şirketi iflas etmişse veya ruhsatı iptal edilmişse, çalınan veya gasp edilen araçlardan dolayı işleten sorumlu tutulamıyorsa, Güvence Hesabı'na başvurulabilecektir. Güvence Hesabı işletenin kusuru nispetinde sorumludur.

Mahkemece, hükmün gerekçesinde " kaza yapan aracın olay yerinde durmayıp uzaklaşması ve kazanın ham yolda meydana gelmesi nedeniyle araç sürücüsünün kusurlu olduğunu belirtmiştir. " Ancak gerekçe haksız fiillerde uygulanacak olan B.K hükümlerine ve K.T.K.'na göre yeterli bulunmayıp, yapılacak iş mahkemece gerektiğinde olay yerinde keşif yapılarak alanında uzman bir bilirkişiden alınacak rapor ile tüm dosya kapsamına göre tarafların olaydaki kusur durumları hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenip yukarıdaki açıklamalar ışığında sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ( 2 ) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA..

Kocanın duş almadan, terli terli kokması boşanma nedeni olabilir..  "Beden temizliğine özen göstermeyerek, ter koktuğu a...
06/06/2018

Kocanın duş almadan, terli terli kokması boşanma nedeni olabilir.. "Beden temizliğine özen göstermeyerek, ter koktuğu anlaşılmaktadır."
Kocanın gerçekleşen ve süreklilik gösteren bu tutum ve davranışları sonucu evlilik birliği temelinden sarsılmış olup, kadına atfedilebilecek bir kusur bulunmamaktadır.

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2012/5303
K. 2012/24965
T. 17.10.2012

Taraflar arasındaki " boşanma " davalarının birleştirilerek yapılan muhakemesi sonunda..

KARAR :
a) Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden, davalı-davacı (koca)'nın evlilik birliğine ilişkin görevlerini yerine getirmediği, ayrı bütçe oluşturduğu, cimrilik ölçüsünde tutumlu olduğu, "beden temizliğine özen göstermeyerek ter koktuğu anlaşılmaktadır." Kocanın gerçekleşen ve süreklilik gösteren bu tutum ve davranışları sonucu evlilik birliği temelinden sarsılmış olup, kadına atfedilebilecek bir kusur bulunmamaktadır. Hal böyleyken kadının, diğer tarafla aynı oranda kusurlu kabul edilmesi ve buna bağlı olarak maddi tazminat (TMK. md. 174/1) talebinin reddedilmesi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.

b)Davalı-davacı (koca) tarafından açılıp birleştirilen boşanma davası, haklı görülmeyerek reddedildiğine göre, davada kendisini vekille temsil ettiren davacı-davalı (kadın) yararına, bu davanın reddi nedeniyle vekalet ücreti takdir edilmemiş olması da doğru bulunmamıştır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. maddenin (a) ve (b) bentlerinde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA..

Evlilik hediyesi olarak koca tarafından bedeli ödenip kadın adına tapuya tescil ettirilen taşınmazın, davalı kadının sad...
05/06/2018

Evlilik hediyesi olarak koca tarafından bedeli ödenip kadın adına tapuya tescil ettirilen taşınmazın, davalı kadının sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği gerekçesiyle T.B.K. 295/2 m. gereğince bağıştan dönme şartları oluştuğu gerekçesiyle açılan tapu kaydının iptaliyle davacı koca adına tescil davasında görevli mahkemenin Aile Mahkemesi olmayıp asliye hukuk mahkemesi olduğu.

T.C.
YARGITAY
8. HUKUK DAİRESİ
E. 2016/22021
K. 2017/3112
T. 7.3.2017

Mahkemece, taşınmazın evlilik tarihinden bir gün sonra davalı adına satın alındığı, davanın evlilik birliği içi mülkiyet çekişmesi niteliğinde olduğu, davaya Aile Mahkemesi'nin bakmakla yükümlü olduğu gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiştir. Hüküm, davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde; davacının dava dilekçesinde açıkça davalının T.B.K.'nın 295/2 maddesi gereğince kanundan kaynaklanan yükümlülüğünü ihlal ettiğinden bağıştan dönme şartları oluştuğunu belirterek, bağıştan dönme nedenine dayalı tapu iptal ve tescil, mümkün olmadığı takdirde alacak talebinde bulunduğu anlaşılmakla, davacının iddiası genel hükümlere dayalı (TBK m. 285 vd.) olup, mal rejiminin tasfiyesi kapsamında bir talep niteliğinde değildir.

O halde, talep TMK 2. kitabından kaynaklanmadığından Aile Mahkemesi görevli olmayıp, uyuşmazlığın çözüm yeri "6100 Sayılı HMK'nun 2.maddesi" uyarınca belirlenecek Asliye Hukuk Mahkemesidir.
Görev kamu düzeni ile ilgili dava şartı olduğundan (HMK m. 114/c) iddia ve savunma olarak ileri sürülmese bile yargılamanın her aşamasında mahkemece resen göz önünde bulundurulur (HMK m. 115/1).
Mahkemece davaya genel hükümler çerçevesinde Asliye Hukuk Mahkemesi 'nde bakılması gerekirken, Aile Mahkemesi görevli olduğu gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarda gösterilen sebeplerle 6100 Sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 Sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA..

Aile konutu, kentsel dönüşüme girdiği için yıkılsa bile " Aİle Konutu Şerhi " kaldırılamaz. " salt binanın yıkılmış olma...
01/06/2018

Aile konutu, kentsel dönüşüme girdiği için yıkılsa bile " Aİle Konutu Şerhi " kaldırılamaz. " salt binanın yıkılmış olması, aile konutu şerhinin kaldırılması gerektiren diğer koşullar bulunmadıkça şerhin kaldırılmasını gerektirmez. "

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2015/4664
K. 2015/5506
T. 24.3.2015

Davacı, kendisine ait “mesken” niteliğindeki taşınmazın tapu kütüğüne, davalı eşinin talebiyle konulan “aile konutu” şerhinin kaldırılmasını istemiş; mahkemece; “dava konusu taşınmazın yıkıldığı, bağımsız bölümün yok olduğu ve aile konutu vasfını kaybettiği” gerekçesiyle istek kabul edilmiş, şerhin terkinine karar verilmiş; davalının temyizi üzerine hüküm Dairemizce 23.12.2014 tarihinde onanmıştır. Davalı (koca) karar düzeltme talebinde bulunmuştur
Dava konusu bağımsız bölümün bulunduğu ana binanın, “riskli yapı” kabul edilerek, 6306 sayılı “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun” hükümlerine göre yıktırıldığı, taşınmazın kat mülkiyeti kütüğünden terkin edilerek vasfının “ arsa ”ya dönüştüğü, davacıya ait bağımsız bölüme ilişkin 18/289 arsa payının, davacı adına tescil edildiği, “ arsa ” vasfını alan taşınmazın bu şekilde paylı mülkiyete tabi olduğu, dosyadaki belgelerden anlaşılmaktadır.
6306 sayılı Kanun, üzerindeki bina yıkılarak arsa haline gelen taşınmazlarda, daha önce kurulmuş olan kat irtifakı veya kat mülkiyetinin ilgililerin muvafakatları aranmaksızın Bakanlığın talebi üzerine ilgili tapu müdürlüğünce re'sen terkin edilerek, önceki vasfı ile değerlemede bulunularak veya malik ile yapılan anlaşmanın şartları tapu kütüğünde belirtilerek malikleri adına payları oranında tescil edileceğini,bu taşınmazların sicilinde bulunan, taşınmazın niteliği, ayni ve şahsi haklar ile temlik hakkını kısıtlayan veya yasaklayan her türlü şerhin, hisseler üzerinde devam edeceğini hükme bağlamıştır (m. 6/1).

Buna göre, üzerindeki bina yıkılarak arsa haline gelen taşınmazların sicilinde bulunan taşınmazın niteliği, ayni ve şahsi haklar ile temlik hakkını kısıtlayan veya yasaklayan her türlü şerh, kanun gereği kendiliğinden hisseler üzerinde hukuki varlıklarını sürdürür.

Taşınmazın tapu kütüğüne konulan “aile konutu” şerhi, taşınmaz malikinin temlik hakkını kısıtlayan bir şerhniteliğindedir (Tapu Sicil Tüzüğü m. 49/1-c). O halde, 6306 sayılı Kanunun yukarıda değinilen açık hükmü karşısında, salt binanın yıkılmış olması, aile konutu şerhinin kaldırılması gerektiren diğer koşullar bulunmadıkça şerhin kaldırılmasını gerektirmez.

Dosyada, binanın yıkılmış olması dışında şerhin kaldırılmasını gerektiren başkaca bir sebep iddia ve ispat edilmediğine göre, şerhin kaldırılması isabetli olmayıp hükmün bozulmasını gerektirir. Ne var ki, ilk incelemede bu hususlar gözetilmeden hüküm onanmış olmakla, davalının bu yönlere temas eden karar düzeltme talebi haklı ve yerinde olup, kabulüne, onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme kararının, yukarıda açıklanan çerçevede davanın reddine karar verilmek üzere bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir..

" Bankaya çekin tahsili için ibrazı ve bankaca çekin karşılığının bulunmadığı şerhinin bu imza altına işlenmesinden sonr...
01/06/2018

" Bankaya çekin tahsili için ibrazı ve bankaca çekin karşılığının bulunmadığı şerhinin bu imza altına işlenmesinden sonra, bu çekte hak sahibi olunabilmesi için alacağın temliki sonucu doğuran ve çeki bankaya ibraz edenin bir cirosunun TTK' nın 793. maddesi uyarınca bulunması şarttır. Bu şekilde bir cironun bulunmaması durumunda çeki elinde bulunduran meşru hamil sayılmaz. "

" Bu sebeple bu çeke dayalı olarak herhangi bir istemde bulunulamayacağı anlaşılmakla, davacının dava tarihinden önce ödediği miktar ile davadan sonra ödediği miktarı (menfi tespit davasının istirdata dönen kısmı bakımından) isteyebileceği, göz önüne alınarak icra dosyası ve davacının ödeme belgeleri getirtilerek, davacının ödeme yaptığı miktar için istirdat talebinin kabulüyle bakiye kalan kısım var ise bu yönünden de borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi gerekir. "

T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
E. 2016/4895
K. 2017/7278
T. 14.12.2017

KARAR : Davacılar vekili, müvekkilinin borcuna karşılık dava dışına HSBC Bank A.Ş ... .. Şubesine ait 25.10.2011 tarihli 5.000,00 TL bedelli çeki keşide edip verdiğini, çek lehtarı tarafından çekin ilgiliye ciro edildiğini, çek bedelini bu cirantaya haricen makbuz karşılığı ödediğini, henüz çekin kendilerine iade edilmediğini, .ilgilinin yeniden çeki tahsil etmeye çalıştığını, bu sebeple bu kişi hakkında suç duyurusunda bulunduğunu, daha sonra çekin ilgili tarafından 4. İcra Müdürlüğünün 2012/4596 Esas sayılı dosyasıyla takibe konulduğu, davalı vekilinin takip dosyasının ... olan alacaklı ismini ... olarak değiştirdiğini, ilgilinin çekte cirosu olmadığı halde çek yazıldıktan sonra araya cirosunun sıkıştırıldığını, ilgilinin 2. Sulh Ceza Mahkemesi' nde bedelsiz senedi kullanmak sebebiyle mahkum olduğunu ve kararın kesinleştiğini belirterek sahte işlemle ciranta olan tarafından takibe konan çekin ve takibin iptaline, ödenen 1.650,00 TL'nin istirdatına, %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir.

Dava, takip dayanağı çek sebebiyle borçlu olmadığının tespiti ve istirdat istemine ilişkindir. Bankaya çekin tahsili için ibrazı ve bankaca çekin karşılığının bulunmadığı şerhinin bu imza altına işlenmesinden sonra, bu çekte hak sahibi olunabilmesi için alacağın temliki sonucu doğuran ve çeki bankaya ibraz edenin bir cirosunun TTK' nın 793. maddesi uyarınca bulunması şarttır. Bu şekilde bir cironun bulunmaması durumunda çeki elinde bulunduran meşru hamil sayılmaz.

Bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde, takip dayanağı çekin ilgili tarafından bankaya ibraz edildiği ve altına çekin karşılığının bulunmadığı şerhinin işlendiği anlaşılmakla, bu şerhden sonra çekin davalıya geçmesi için ilgili tarafından alacağın temliki sonucunu doğuran bir cironun yapılması zorunludur. Bu zorunluluk yerine getirilmeden çekin teslimi sonucunda ilgili meşru hamil olamaz. Bu sebeple bu çeke dayalı olarak herhangi bir istemde bulunulamayacağı anlaşılmakla, davacının dava tarihinden önce ödediği miktar ile davadan sonra ödediği miktarı ( menfi tespit davasının istirdata dönen kısmı bakımından) isteyebileceği, göz önüne alınarak icra dosyası ve davacının ödeme belgeleri getirtilerek, davacının ödeme yaptığı miktar için istirdat talebinin kabulüyle bakiye kalan kısım var ise bu yönünden de borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi gerekirken ne miktarda ödeme yaptığı belirlenmeden, eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın BOZULMASINA.

Address

Müftü Mahallesi, Devrim Bulvarı Oğuzlar İşhanı Kat:1 Daire:3/4
Zonguldak
67300

Opening Hours

Monday 08:30 - 18:30
Tuesday 08:30 - 18:30
Wednesday 08:30 - 18:30
Thursday 08:30 - 18:30
Friday 08:30 - 18:30
Saturday 11:30 - 16:30

Telephone

(0372) 323 79 06

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when GÜNEŞ Avukatlık Bürosu posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share