İzmir Gayrimenkul Avukatı

İzmir Gayrimenkul Avukatı Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from İzmir Gayrimenkul Avukatı, Property lawyer, Ankara Caddesi, Izmir.

İzmir ilinde Gayrimenkul Hukuku kapsamında; tapu tescil ve tapu iptal, istihkak, kamulaştırma, ortaklığın giderilmesi, kira bedeli tespiti, tahliye , kentsel dönüşüm, Men-i Müdahale ve Şufa davaları alanlarında faaliyet göstermektedir.

Yargısal Süreler ve Ertelenen Duruşmalar hakkında..
30/04/2020

Yargısal Süreler ve Ertelenen Duruşmalar hakkında..

Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş olmasa da Adalet Bakanlığınca 13/03/2020 tarihinden itibaren yargılamalara ...
25/03/2020

Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş olmasa da Adalet Bakanlığınca 13/03/2020 tarihinden itibaren yargılamalara ilişkin süreler 30/04/2020 tarihine kadar durdurulduğu bildirilmiştir.

22/03/2020
Cezai Hükümlerde Lehe Kanunun Uygulanmasını Engelleyen Kuralın İptaliAnayasa Mahkemesi 11/4/2019 tarihli toplantısında E...
17/05/2019

Cezai Hükümlerde Lehe Kanunun Uygulanmasını Engelleyen Kuralın İptali
Anayasa Mahkemesi 11/4/2019 tarihli toplantısında E.2019/9 numaralı dosyada 20/10/2016 tarihli ve 6750 sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu’nun geçici birinci maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki “…dava ve…” ibaresini cezai hükümlerde lehe kanun uygulanmasını engellediği gerekçesi ile Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiştir.
17 Mayıs 2019
Cezai Hükümlerde Lehe Kanunun Uygulanmasını Engelleyen Kuralın İptali
İtiraz Konusu Kural

İtiraz konusu kuralda, Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihte görülmekte olan davalara uygulanmayacağı öngörülmüştür.

Başvuru Gerekçesi

İtiraz konusu kuralın, mülga (yürürlükten kaldırılan) kanun döneminde işlenen suçlarla ilgili sanık hakkında lehe olan yeni kanun hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmesi nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Hukuki belirliliğin ve hukuk güvenliğinin gereği olarak Anayasa’nın 38. maddesinde yer alan “…kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez” hükmüyle aleyhe kanunun geçmişe uygulanması yasaklanmıştır. Suç tarihinden sonra yürürlüğe giren kanunun aynı fiili suç olmaktan çıkarması veya aynı suç için daha hafif bir ceza öngördüğü durumlarda ise diğer bir alt ilke olan lehe kanunun uygulanması ilkesi gündeme gelmektedir.

Aleyhe kanunun geçmişe uygulanması yasağından farklı olarak lehe kanun uygulanması ilkesine ilişkin bir hükme Anayasa’nın 38. maddesinde açıkça yer verilmemiştir. Bununla birlikte aynı maddede suç için mutlaka fiilin işlendiği zaman yürürlükte olan kanunun öngördüğü cezanın verilmesi yönünde bir kural da bulunmamaktadır.

Anayasa cezayı ağırlaştıran kanunun yürürlük tarihinden önce işlenmiş suçlara uygulanmasını açık biçimde yasaklamıştır. Hukuki belirliliğin ve hukuk güvenliğinin bir sonucu olan bu yasak, aynı zamanda suçun işlendiği tarihteki kanuna göre lehe olan sonraki kanunun uygulanmasını da gerekli kılmaktadır. Zira işlendiği tarihte suç sayılan bir fiilin daha sonra yürürlüğe giren kanun ile suç olmaktan çıkarılması veya ilga edilen kanuna nazaran anılan suç fiiline daha hafif bir ceza öngörülmesi durumunda mülga kanunun aleyhe hükümlerinin uygulanmaya devam edileceğinin kabul edilmesi, bireylerin öngöremeyecekleri bir ceza ile cezalandırılmaları sonucunu doğuracaktır. Bunun, ceza hukuku alanında kişilerin hukuki güvenliklerini anayasal güvenceye bağlamayı amaç edinen suç ve cezaların kanuniliği ilkesiyle bağdaştırılması mümkün değildir.

Öte yandan lehe ceza kanununun geçmişe uygulanması hukuk devletiyle bağlantılı olarak adalet ve hakkaniyet ilkelerinin de bir gereğidir. Gelişen sosyal düzen ve değişen toplumsal ihtiyaçlar karşısında artık suç oluşturmadığı kabul edilen veya daha hafif ceza öngörülen bir fiilin yalnızca daha önce işlenmiş olması nedeniyle daha ağır bir yaptırıma tabi tutulması adalet ve hakkaniyet ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.

Anılan hususlar birlikte değerlendirildiğinde ceza yargılamasında lehe kanunun uygulanmasının Anayasa’nın 38. maddesinde düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkesi kapsamında anayasal bir zorunluluk olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.

Nitekim sözü edilen anayasal ilke doğrultusunda düzenlenen Türk Ceza Kanunu’nun “Zaman bakımından uygulama” başlıklı 7. maddesinde lehe kanunun uygulanması ilkesi “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur” şeklinde ifade edilmiştir.

Bu kapsamda itiraz konusu kural hukuk ve ceza normu ayrımı yapmaksızın Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla görülmekte olan davalara Kanun hükümlerinin uygulanmamasını öngörmektedir. Bu durum ceza hükümlerinin uygulanması bakımından farklı sonuçların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Kural, mülga Kanun döneminde işlenmiş ve anılan Kanun yürürlükte iken ceza davası açılmış suçlar hakkında önceki ve sonraki kanun hükümlerinden lehe olanın tespitine ve sonraki Kanun hükümlerinin lehe olması durumunda bunların uygulanmasına imkân vermemektedir. Bu durum suçta ve cezada kanunilik ilkesi kapsamında olan lehe kanunun uygulanması ilkesine aykırılık oluşturmaktadır.

Açıklanan gerekçelerle söz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir.

Uzun Süre Kamulaştırılma İşlemi YapılmamasıTaşınmazın Uzun Süre Kamulaştırılmamasından Doğan Zararın Tazmin Edilmemesi M...
08/05/2019

Uzun Süre Kamulaştırılma İşlemi Yapılmaması

Taşınmazın Uzun Süre Kamulaştırılmamasından Doğan Zararın Tazmin Edilmemesi Mülkiyet Hakkının İhlalidir.

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü 4/4/2019 tarihinde, İ. S. ve Diğerleri (B. No: 2016/10425) başvurusunda Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Olaylar

Başvurucuların maliki olduğu taşınmaz, uygulama imar planıyla ilköğretim tesis alanı vasfıyla kamu hizmeti alanına ayrılmıştır. Başvurucular taşınmazın kamulaştırılması istemiyle İl Özel İdaresine başvurmuş fakat bir sonuç elde edememişlerdir.

Başvurucular bu kez taşınmazın rayiç bedelinin ödenmesi istemiyle İdare aleyhine Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açmışlardır. Mahkeme başvurucular lehine tazminata hükmetmiş ancak temyiz üzerine Yargıtay kararı bozmuştur. İlk derece mahkemesi bozma ilamına uyarak dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar vermiştir.

Diğer taraftan İdare, Asliye Hukuk Mahkemesinde taşınmaza yönelik kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davası açmıştır. Bilirkişi raporlarında kamulaştırma bedeli olarak tespit edilen bedelin başvuruculara ödenmesi için İdareye süre verilmiştir. Belirtilen sürede kamulaştırma bedelinin yatırılmadığının tespiti üzerine Mahkeme davayı reddetmiştir.

Başvurucular, bu kez İdare Mahkemesinde İdare aleyhine maddi tazminat istemli tam yargı davası açmışlardır. Mahkeme davanın reddine karar vermiştir. Başvurucuların karara itirazları ve karar düzeltme istemleri Bölge İdare Mahkemesi tarafından reddedilmiştir.

İddialar

Başvurucular, kamu hizmeti alanına ayrılmasına rağmen taşınmazlarının yaklaşık otuz yıldır kamulaştırılmadığını, uğradıkları zararların da tazmin edilmediğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini öne sürmüştür.

Mahkemenin Değerlendirmesi

İmar planlarında kamu hizmetine ayrılan taşınmazların belirli bir süre içerisinde kamulaştırılması gerektiği, sürenin uzamasının mülkiyet hakkının tanıdığı yetkilerin kullanımı noktasında belirsizliğe yol açtığı kuşkusuzdur.

Somut olayda başvuruculara ait taşınmaz 1986 yılında yapılan uygulama imar planıyla kamu hizmeti alanına ayrılmıştır. Buna göre taşınmaz üzerindeki kısıtlama yaklaşık 33 yıldır devam etmektedir.

İdare tarafından bu taşınmazın kamulaştırılmasından vazgeçildiği belirtilmiş ise de taşınmazın kamu hizmeti alanına ayrılmasından kaynaklanan kısıtlamaların halen devam ettiği görülmektedir. Bu kısıtlamaların ise ancak imar planı tadilatı yapılması üzerine taşınmazın kamu hizmeti alanından çıkarılmasıyla kalkacağı açıktır. Fakat başvurucuların talebine rağmen kamu makamlarınca bugüne kadar imar planı değişikliğinin yapılmadığı anlaşılmaktadır.

Başvurucuların taşınmazları üzerinde 33 yıl boyunca inşaat yasağı gibi kısıtlamalar devam etmiştir. Başvurucular bu taşınmazları diledikleri gibi hukuki işlemlere konu edememiş ve taşınmazın değeri üzerinde olumsuz bir etkiyle karşılaşmışlardır. Nitekim başvurucular dava aşamasında şerhin uzun sürmesi nedeniyle zarara uğradıklarını açıkça belirtmişlerdir. Buna göre tazminat istemlerinin yalnızca kamulaştırma bedeli ile sınırlı olmadığı anlaşılmaktadır. Diğer bir deyişle başvurucular kısıtlama sebebiyle uğradıkları zararın tazminini talep ettikleri hâlde açtıkları dava derece mahkemelerince kamulaştırma bedeli ödenemeyeceği gerekçesiyle reddedilmiştir. Hâlbuki kısıtlama suretiyle yapılan müdahalenin ölçülü olabilmesi için başvurucular yönünden anılan kısıtlamaların yol açtığı zararların da tazmin edilmesi gerekir.

Sonuç olarak, kamu makamlarının herhangi bir tazminat ödememesinin başvuruculara aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklediği, bu sebeple başvurucuların mülkiyet hakkının korunması ile kamunun yararı arasında olması gereken adil dengenin başvurucular aleyhine bozulduğu ve müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna varılmıştır.

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

KADASTRO TUTANAĞI DÜZENLENMEYEN TAŞINMAZLARIN DAVA AÇMA SÜRESİT.CYARGITAY16. HUKUK DAİRESİESAS NO:2016/7064 KARAR NO:201...
03/05/2019

KADASTRO TUTANAĞI DÜZENLENMEYEN TAŞINMAZLARIN DAVA AÇMA SÜRESİ

T.C
YARGITAY
16. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:2016/7064
KARAR NO:2019/1030
KARAR TARİHİ:15.02.2019
MAHKEMESİ : ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:

Davacı ..., ... İlçesi ... Köyü çalışma alanında bulunan ve 2003 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında tespit harici bırakılan taşınmaz hakkında kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak adına tescili istemiyle dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava; zaman aşımı nedeniyle kazanmayı sağlayan zilyetlik, imar ve ihya hukuki sebeplerine dayalı olarak TMK'nın 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. ve 17. maddeleri gereğince açılan, tapusuz taşınmazın tescili isteğine ilişkindir. Davacı, 2003 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında tespit harici bırakılan taşınmazın adına tescili istemiyle, kadastrodan önceki nedenlere dayanarak 2011 yılında dava açmıştır.

Mahkemece, çekişmeli taşınmazın tespit harici bırakıldığı tarih ile davanın açıldığı tarih arasında dava açmak için gerekli makul sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; varılan sonuç usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 36. maddesi uyarınca herkes, yargı mercileri önünde hak arama özgürlüğüne sahip olup, bu özgürlüğün en yaygın kullanılma şekli dava açma hakkıdır. Yine Anayasamızın 13. maddesi uyarınca, "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir." 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesinde, kadastro sırasında haklarında tutanak düzenlenen taşınmazlar yönünden, kadastrodan önceki nedenlere dayanılarak dava açma hakkı 10 yıl ile sınırlanmış ise de, kadastro sırasında haklarında kadastro tutanağı düzenlenmeyen taşınmazlar yönünden kadastrodan önceki nedenlere dayanılarak dava açma hakkını sınırlayan herhangi bir yasa hükmü bulunmamaktadır. Hukuk Genel Kurulu’nun 22.04.2015 tarih, 2013/8-2061 Esas ve 2015/1256 Karar sayılı ilamında da, kadastrodan önceki nedenlere dayalı olarak açılacak tescil davalarını sınırlayan bir sürenin olmadığı açıklanmıştır.

Hal böyle olunca, mahkemece işin esasına girilip, iddia ve savunma çerçevesinde deliller toplanarak neticesine göre bir karar verilmesi gerekirken, yasal olmayan gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup, davacı vekilinin temyiz itirazları anılan sebeplerle yerinde görüldüğünden hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz karar harcının talep halinde temyiz edene iadesine, 15.02.2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Address

Ankara Caddesi
Izmir

Telephone

+902323322208

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when İzmir Gayrimenkul Avukatı posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share