ÖNDER HUKUK BÜROSU

ÖNDER HUKUK BÜROSU Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from ÖNDER HUKUK BÜROSU, Lawyer & Law Firm, Tuna Mh 1716 Sk No. 5 K:5 D:8 Karşıyaka/İZMİR, Izmir.

13 Temmuz saat: 09.00 da Adalet yerini bulacak
20/06/2016

13 Temmuz saat: 09.00 da Adalet yerini bulacak

Cesedi 2 Eylül 2009 tarihinde Isparta’nın Gönen ilçesinde ormanlık alanda bulunan 16 yaşındaki Sezgi Kırıt’ın tecavüz edililip öldürüldüğü 7 yıl sonra Ulusal Kriminal Büro raporu ile belirlendi

13 Temmuz saat: 09.00 da Adalet yerini bulacak
20/06/2016

13 Temmuz saat: 09.00 da Adalet yerini bulacak

Antalya’da 2009’da kaybolduktan 15 gün sonra Isparta’da çıplak cesedi bulunan 16 yaşındaki Sezgi Kırıt’ın tecavüz sonucu öldüğü ortaya çıktı. 41 kiloluk kız tecavüz sonrası ‘zorlama’ sonucu ölünce delil kalmasın diye cesedi banyoda yıkayıp ormana attık...

23/10/2015

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 01.04.2015 tarihli güncel kararında, müşterek çocuğun velayetini alan annenin, çocuk ile babanın şahsi münasebet tesisine engel olmasını, velayetin anneden alınarak babaya verilmesi için yeterli saydı.

T.C. YARGITAY Hukuk Genel Kurulu ESAS NO : 2013/2-1926 KARAR NO : 2015/1139
"...Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava; velayetin değiştirilmesi isteğine ilişkindir. Davacı vekili, tarafların boşandıklarını, müşterek çocuğun velayetinin davalı anneye verildiğini, baba ile de şahsi ilişki tesis edildiğini, davacının iki yıldır çocuğunu ancak icra yolu ile görebildiğini, davalının velayet hakkını kötüye kullandığını, gerekli özeni göstermediğini, yaşadığı yerin çocuk büyütmeye müsait olmadığını belirterek; müşterek çocuğun velayetinin davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili; davacı iddialarının tamamen asılsız olduğunu, müşterek çocuğun annesinin yanında mutlu ve huzurlu olduğunu, davacının nafaka borcunu dahi ödemediğini, çocuğun velayetinin annede kalmasının çocuk ve her iki taraf açısından da yerinde olduğunu belirterek; davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Yerel Mahkemece, davacının müşterek çocuk ile sağlıklı ilişki geliştirmeden çok, davalı ile çekişmesini devam ettirdiği, müşterek çocuğun anne yanında mutlu olduğu, bakım ve ihtiyaçlarının davalı anne tarafından karşılandığı anlaşılmış olup, çocuğun yaşı ve ihtiyaçları nazara alınarak anne yanında kalmasının çocuğun gelişimi açısından daha yerinde olacağı gerekçesiyle, davanın reddine dair verilen karar; davacı vekilinin temyizi üzerine; Özel Daire tarafından yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuş, Mahkemece bozma öncesi gerekçelerle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Uyuşmazlık, velayet kendisinde olan annenin velayet hakkını, velayetin kaldırılması veya değiştirilmesini gerektirecek derecede kötüye kullandığının kanıtlanıp kanıtlanmadığı noktasında toplanmaktadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu uyarınca velayet, çocukların bakım, eğitim, öğretim ve korunması ile temsil görevlerini kapsar. Velayet, aynı zamanda ana babanın velayeti altındaki çocukların kişiliklerine ve mallarına ilişkin hakları, ödevleri, yetkileri ve yükümlülükleri de içerir. Ana ve babanın çocukların kişiliklerine ilişkin hak ve ödevleri, özellikle çocukların şahıslarına bakmak, onları görüp gözetmek, geçimlerini sağlamak, yetiştirilmelerini ve eğitimlerini gerçekleştirmektir. Bu bağlamda sağlayacağı eğitim ile istenilen ölçüde dürüst, kötü alışkanlıklardan uzak, iyi ahlak sahibi, çalışkan ve bilgili bir insan olarak yetiştirmek hak ve yükümlülüğü bulunmaktadır. Öte yandan, ayrılık ve boşanma durumunda velayetin düzenlenmesindeki amaç, küçüğün ileriye dönük yararlarıdır. Eş söyleyişle, velayetin düzenlenmesinde asıl olan, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almaktır. Velayet, kamu düzenine ilişkin olup bu hususta ana ile babanın istek ve beyanlarından ziyade çocuğun menfaatlerinin dikkate alınması zorunludur. Belirtilmelidir ki, velayetin kaldırılması ve değiştirilmesi şartları gerçekleşmedikçe, ana ve babanın velayet görevlerine müdahale olunamaz.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.04.1992 gün ve 1992/2-140 E. 1992/248 K. ile 22.01.2014 gün ve 2013/2-2085 E. 2014/30 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere, boşanma ile düzenlenen velayetin değiştirilebilmesi için velayet kendisine verilen tarafın ya da velayete konu çocuğun durumunda boşanma hükmünden sonra esaslı değişikliklerin olması şart olup, ayrıca esaslı değişikliğin önemli ve sürekli olması da gerekmektedir. 4721 sayılı TMK'nun konuya ilişkin 324. maddesi; "Ana ve babadan her biri, diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini zedelemekten, çocuğun eğitilmesi ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmakla yükümlüdür. Kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlikeye girer veya ana ve baba bu haklarını birinci fıkrada öngörülen yükümlülüklerine aykırı olarak kullanırlar veya çocuk ile ciddî olarak ilgilenmezler ya da diğer önemli sebepler varsa, kişisel ilişki kurma hakkı reddedilebilir veya kendilerinden alınabilir." düzenlemesini içermektedir. Buna göre velayetin düzenlenmesinde asıl olan, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almak olduğundan, çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimini engelleyen ve süreklilik arz edeceği anlaşılan her olay, tehlikenin büyüklüğü, doğuracağı onarılması güç sonuçlar değerlendirilerek sonuca varılmalı; velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde öncelikle çocuğun yararı göz önünde tutulmalıdır. Bu kapsamda, çocuğun cinsiyeti, doğum tarihi, eğitim durumu, kimin yanında okumakta olduğu, talepte bulunanın çocuğun eğitim durumu ile ilgilenip ilgilenmediği, sağlığı, sağlık durumuna göre tedavi olanaklarının kimin tarafından sağlanabileceği gibi özel durumuna ilişkin hususlar göz önünde tutulmalıdır.
Velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde ana babadan kaynaklanan özelliklerin de dikkate alınması kaçınılmazdır. Bu nedenle, mahkemece çocuğu başkasına bırakma, ihmal etme, kaçırma, iradi olarak terk etme, yönlendirme hususları ile tarafın velayet talebinin olup olmaması, şiddet uygulaması, sadakatsizliği, ekonomik durumu, mesleği, yaşadığı ortam, kötü davranışı, alkol bağımlılığı, sağlığı, dengesiz davranışları dikkate alınmalıdır. Yukarıda değinilen yasa hükmü ile dosya arasındaki icra dosyaları ve davalı hakkında çocuk teslimine muhalefet etmekten dolayı uygulanan yaptırım bir arada düşünüldüğünde, davalı annenin çocuğun babayla kişisel ilişki hakkını sürekli olarak engellediği, bundan dolayı hakkında çocuk teslimine muhalefet etmekten yaptırım uygulandığı, bu suretle Türk Medeni Kanunu'nun 324. maddesinde yer alan yükümlülüğüne aykırı davrandığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davalı annenin sekiz yaşındaki müşterek çocuğun gelişimi için önemli olmasına rağmen babası ile görüşmesini engelleyerek, velayet hakkını kötüye kullandığı hususunun kanıtlandığı ve müşterek çocuğun velayetinin davalı anneden alınarak davacı babaya verilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Hal böyle olunca, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Açıklanan nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun'un 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen "Geçici Madde 3" atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429.maddesi gereğince
BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 01.04.2015 gününde oy birliği ile karar verildi.

16/01/2015

İbranameye İmza attan iscininhak kaybi olurmu
İşverenim geçen hafta beni işten çıkartırken “hiçbir alacağım kalmadı” ibaresi ile bir kâğıt imzalattı. Fakat halen fazla mesailerimi ödemedi. Dava açma hakkımı kaybettim mi?

İbraname, işverenlerin işçilerden iş sözleşmesi feshedildiğinde aldıkları bir belgedir ve işverenin işçisine olan borçlarını ödediğini gösterir. Yazılı olmayıp işçinin imzalamadığı ibraname hukuken geçerli değildir.
Geçerli olabilmesi için ibra konusu alacağın ve miktarının ibranamede açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İşçinin hak edilmiş ücret, fazla mesai, kıdem tazminatı, kullanılmamış yıllık izin ücreti, ihbar tazminatı gibi bütün alacaklarının ibranamede yer alması ve ibraya konu alacaklarının rakamlarının ayrı ayrı ifade edilmesi yazılmalıdır. Genel ifadelerle “hiçbir alacağım kalmamıştır” şeklinde imzalatılan ibranameler geçerli değildir. Bu nedenle işverenlerin ibraname imzalatacakları işçilere ibraya konu alacağı ve alacağın miktarını net bir şekilde ifade etmesi şarttır. Aksi taktirde ibraname bir hüküm doğurmayacaktır.

En erken 1 ay sonra...
İmzalanma zamanı da önemli. İşçiye iş sözleşmesinin feshedildiği tarihten en az 1 ay sonra ibraname imzalatılması gerekir. Daha önce imzalatılmış ibranameler de bir hüküm doğurmayacaktır. İşçi şekil şartlarına ve imzalanma zamanına uyulmamış bir ibranameyi imzalamış olsa bile dava açma hakkını kaybetmez. İşçiler imzaladıkları ibranamedeki alacakların yanlış hesaplandığı iddiası ile de dava açabilir.
Diğer yandan detaylı bir ibranameye imza atmış ve kendisine ödenen kıdem tazminatı miktarının yanlış hesaplandığını düşünen bir işçi de dava açabilir. Örneğin 10.376 TL kıdem tazminatı ödenmiş bir işçi bu durum ibranamede açıkça ifade edilse de tazminatının 12.000 TL olması gerektiğini düşünüyorsa dava açabilir. Genel ifadelerin yer aldığı bir ibranameyi imzalamış işçi ise kıdem tazminatı ödemesinin kendisine hiç yapılmadığı iddiası ile dava açabilecektir. Bu durumda işveren işçisine kıdem tazminatı ödediğini ispat etmek durumunda kalır.
İşveren hangi kalemlerde, ne kadar ödeme yaptığını ibranamede belirtmeli ve ödemeleri de banka kanalıyla yapmalıdır.

Zamanaşımına dikkat
Zaman aşımı süresi ücret alacaklarında 5, kıdem ve ihbar tazminatında ise 10 yıldır. Ücret alacaklarında zaman aşımı ücretin muaccel olduğu tarihten itibaren işlemeye başlar. Yani ücretini çalıştığı ayın sonunda alan işçinin ücreti için zaman aşımı ücretin ödenme gününden itibaren 5 yıldır. Dolayısıyla beş yıl sonunda işçi bütün ücret alacaklarına ilişkin hakkını kaybetmez. Yalnızca ücretin ödenme gününün üzerinden 5 yıl geçmiş alacaklarına dair dava açma hakkını kaybeder. Fazla mesai ücretleri için de aynı kural geçerlidir. Fazla çalışmanın yapıldığı aydan 5 yıl geçtikten sonra işçi fazla çalışmaya ilişkin dava hakkını kaybeder. Kullanılmamış yıllık izinler konusunda zaman aşımının başlangıcı iş sözleşmesinin fesih tarihidir. Bu nedenle işçiler iş sözleşmesinin feshinden 5 yıl sonra kullanmadıkları yıllık izinlere ilişkin dava açma hakkını kaybeder.
Kıdem ve ihbar tazminatı konusunda ise zaman aşımı süresi 10 yıldır. Kıdem ve ihbar tazminatının muaccel olduğu tarih iş sözleşmesinin fesih tarihi olduğu iş sözleşmesinin feshedildiği tarih olduğu için iş sözleşmesinin feshinden 10 yıl sonra kıdem ve ihbar tazminatına ilişkin işçinin dava açma hakkı ortadan kalkar.

http://www.milliyet.com.tr/imza-atan-iscinin-hak-kaybi-olur/ekonomi/ydetay/1998784/default.htm
İlgili Galeriler
BÖYLE BENZERLİK GÖRÜLMEDİ İstanbul Barosu Silivri Duruşması
Anahtar Kelimeler
İmza Atan Işçinin Hak Kaybı Olur Mu? Ibranama Imzaladıkta Sonra Dava Açılabilir Mi? Hiçbir Alacağım Kalmadı Yazısı
Yorum Gönder 0
Facebook Yorumları 0
×
Dikkat!
Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.
Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Address

Tuna Mh 1716 Sk No. 5 K:5 D:8 Karşıyaka/İZMİR
Izmir
35550

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when ÖNDER HUKUK BÜROSU posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share