Had Hukuk Bürosu

Had Hukuk Bürosu İCRA VE İFLAS HUKUKU - MEDENİ HUKUK - BORÇLAR HUKUKU - TİCARET HUKUKU - MİRAS HUKUKU - EŞYA HUKUKU - TANIMA VE TENFİZ DAVALARI - DİĞER HUKUKİ YARDIMLAR

HAD HUKUK Bürosu 2004 yılında İstanbul, Bakırköy’de bulunan bu günkü adresimizde faaliyetine başlamıştır. Kurulduğu günden beri müvekkillerinin memnuniyetini ilke edinmiş olup; hukuki bilgi ve tecrübesini müvekkillerinin menfaatleri doğrultusunda kullanmayı amaç edinmiştir. Türkiye’nin karmaşık ve bürokrasi dolu hukuk sistemi içerisinde, en hızlı çözümü sağlayacak şekilde iş planlaması yaparak, mü

vekkil haklarını en üst seviyede korumayı sağlamaktadır. Dava ve hukuki danışmanlık sürecinde müvekkille sürekli iletişim halinde kalarak, sonuca daha hızlı ulaşılabildiği tecrübe edilmiştir. Büromuzda, hukuki yardımınızın tüm aşamalarında 24 saat doğrudan, ilgili yönetici avukat ile iletişim kurulmakta olup, hızlı ve güvenli sonuç alınması sağlanmaktadır. Büromuzda müvekkiller adına yapılan tüm hukuki işlemler müvekkil lehine sorumluluk sigortası kapsamında sigortalanmış bulunmaktadır.

06/05/2019

DOĞUM SIRASINDA BİR GEBENİN HER SAAT BAŞI BEBEĞİN KALP ATIŞ SAYISINI GÖSTEREN NST TETKİKLERİNİN YAPILMAMASI,GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇUNU OLUŞTURUR!
Avukat İbrahim Halil Demir 6 Mayıs 2019 No comments
T.C.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi
2017/9921 E.No

2018/2180 K.No
K. Tarihi:27.2.2018

Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Taksirle yaralama
Hüküm : Tüm sanıklar hakkında CMK’nın 223/2-e maddeleri gereğince beraat
Taksirle yaralama suçundan sanıkların beraatlerine ilişkin hüküm, katılan zorunlu müdafii tarafından temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:
(I)Sanık … hakkında verilen beraat hükmüne yönelik olarak yapılan temyiz talebinin incelenmesinde,
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, incelenen dosya kapsamına göre, katılan zorunlu müdafiinin sanığın kusurlu bulunduğuna yönelik yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA,
(II)Sanıklar … ve … hakkında verilen beraat hükmüne yönelik yapılan temyiz talebinin incelemesine gelince,
22.06.2006 günü doğum sancılarının başlaması üzerine Burdur Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesine gece saatlerinde başvuran müşteki … sabah saat 11:00 sıralarına kadar ebe olan sanıklar tarafından doğum katında takibinin yapılmasının ardından saat 11:30 sıralarında yine aynı ebelerle normal doğumla 2930 gr ağırlığında bir kız bebek dünyaya getirmesinin ardından bebeğin ağlamaması üzerine akciğer muayenesinde yaygın kripitan raller mevcut olduğunun tespiti ile amniyo sıvısı aspire edilerek pnömoni ön tanısı ile küveze alınıp yatışının yapıldığı, çocuk doktoru tarafından yapılan takibinin ardından bebeğin 3 kez konvüzyon(havale) geçirmesinin ardından bir üst merkeze ambulansla sevk edildiği, buradada yaklaşık 15 gün kadar bir kısmı yoğum bakım ünitesinde olmak üzere yatarak tedavisi devam eden bebeğin hipoksik iskemik ensefalopati olarak değerlendirdiği ve tedavisinin tamamlanmasının ardından ilaçla tavsiye ile taburcu edildiği, bundan sonra Akdeniz Üniversitesi Hastanesinde rutin aralıklarla mental motor retardasyon tanılarıyla takibi yapılan bebeğin 31.12.2010 tarihli İstanbul Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunca düzenlenen rapora göre hayati tehlike geçirdiğinin ve iyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa maruz kaldığının, tedaviye rağmen tonik nöbetlerinin devam ettiği, yarı sıvı gıdalarla beslendiği, başını tutamadığı, ayakta duramadığı, sfinkter kontrolü gelişmediği, çevreye az da olsa ilgili olduğu, söylenenleri anlamadığı, konuşmanın gelişmemiş olduğunun tespit olunduğu olayda,

İstanbul Adi Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu’nın 30.03.2011 tarihli raporunda “2006 doğumlu … dan 22.6.2006 tarihinde Burdur Kadın Doğum ve Çocuk Has tanesinde vajinal doğum ile 2930 gr ağırlığında canlı bir bebek doğurtulduğu, 23.6.2006 tarihinde bebeğin konvülzyon (havale) geçirmesi üzerine bir üst merkeze ambulans ile savk edildiği, mevcut tıbbi belgelere göre normal vajinal doğum kararı doğru olduğu, genel uygulamalarda travayda (doğum eyleminde) olan bir gebenin her 15-20 dakikada bir ÇKS (çocuk kalp sesi) takibinin yapılması ve sayı ile belirtilmesi gerektiği/ en az saatte bir NST tetkikinin yapılması gerektiği, dosyada NST çıktılarının bulunmadığı ve ÇKS’nin sayı yerine (+) olarak takip edildiği, grafilerin kurumumuzda incelendiği, hipoksik iskemik ensefalopati bulgularının bulunduğu NST tetkikinin yapılmamasının ve ÇKS’nin sayı olarak belirtilmemesinin bir eksiklik olduğu bu nedenle mevcut bulgularla ÇKS’nin düşmüş olup olmadığının tespiti ile düşmüş ise ne zaman düştüğünün bilinemeyeceği, NST tetkikinin de dosyada bulunmaması sebebi ile bebeğin intra utarin nezaman hipoksiye girdiği hakkında, görüş bildirilemeyeceği, doğumdan sonra çocuk hekimleri tarafından bebeğe yapılan tedavinin tıp kurallarına uygun olduğunun bildirildiği,
İstanbul Adi Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu’nın 31.12.2012 tarihli raporunda “Travayda (doğum eyleminde) her nekadar ÇKS’nin (çocuk kalp sesi) pozitif olduğu belirtilmiş ise de, sayı olarak kayıt düşülmediği, NST’nin çekilmediğinin anlaşıldığı, bu nedenle bebeğin intrauterin nezaman hipoksiye maruz kaldığının bilinemeyeceği,ancak doğum takibinin düzenli yapıldığı ve NST tetkiklerinin normal seyrettiği durumlarda da bebeklerin hipoksik doğabileceği tıbben bilinmekle birlikte doğumu yaptıran doktor ve ebenin uygulamalarında tıbbi eksiklik olduğu, nun bildirildiği,
İstanbul Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu’nun 01.09.2014 tarihli raporunda “2006 doğumlu …’dan 22.6.2006 tarihinde Burdur Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesinde vajinal doğum ile 2930 gr ağırlığında canlı bir bebek doğurtulduğu, 23.6.2006 tarihinde bebeğin konvülzyon (havale) geçirmesi üzerine bir üst merkeze ambulans ile sevk edildiği, mevcut tıbbi belgelere göre normal vajinal doğum kararı doğru olduğu, genel uygulamalarda travayda (doğum eyleminde) olan bir gebenin her 15-20 dakikada bir ÇKS (çocuk kalp sesi) takibinin yapılması ve sayı ile belirtilmesi gerektiği, en az saatte bir NST tetkikinin yapılması gerektiği, her ne kadar NST tetkiklerinin yapıldığı belirtilmekte ise de dosyada NST çıktılarının bulunmadığı ve ÇKS’nin sayı yerine (+) olarak takip edildiği, çocuğa ait doğum sonrası grafilerin kurumumuzda incelendiği, hipoksik iskemik ensefalopati bulgularının bulunduğu; ÇKS’nin sayı olarak belirtilmemesinin bir eksiklik olduğu, bu nedenle mevcut bulgularla doğum öncesi süreçte CKS’nin düşmüş olup olmadığının tespiti ile düşmüş ise ne zaman düştüğünün bilinemeyeceği, NST tetkikinin de dosyada bulunmaması sebebi ile bebeğin intra uterin ne zaman hipoksiye girdiği hakkında görüş bildirilemeyeceği, küçükteki mevcut durumun doğum eylemi ile illiyetinin olup olmadığının belirlenmediği, ebelerin normal doğum yaptırabileceği, doğum sonrasında bir sorun çıkması halinde hekime haber verilmesi gerektiği, bu olayda hekime haber verilmesini gerektirir bir durum görülmediği cihetle hekime haber verilmediğinin anlaşıldığı, mevcut bulgu ve belgelere göre ilgili hekim ve doğumu yaptıran ebelere kusur atfedilmediği, doğumdan sonra çocuk hekimleri tarafından bebeğe yapılan tedavinin tıp kurallarına uygun olduğu nun bildirildiği; dolayısıyla her ne kadar doğum takibinin düzenli yapıldığı ve NST tetkiklerinin normal seyrettiği durumlarda da bebeklerin hipoksik doğabileceği tıbben bilinmekle birliktesanıklar olan ebelerin uygulamalarında tıbbi eksiklik olduğunun tespit edilmiş, ancak eylemleri ile meydana gelen netice arasında illiyet bağının kurulup kurulamayacağı hakkında görüş bildirilememiş ise de, NST kayıtlarının bulunmaması, müştekinin kendisine 3 defa NST yapıldığına dair beyanı karşısında, müştekinin hastanede gece saat 03:00 sıralarından doğumun gerçekleştiği 11:30 saatine kadar saat başı NST kontrolü yapılması gerektiği genel tıp uygulamalarında bilindiğine göre, sanıkların düzenli aralıklarla NST tetkiki yapmaması ve ÇKS’nin sayı olarak tespit edilmemesi dolayısıyla eylemlerinin tıp kurallarına aykırı olduğu anlaşıldığından; sanıkların eyleminin TCK’nın 257/2. maddesindeki ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma suçu kapsamında değerlendirilerek, atılı suçtan cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde beraatlerine karar verilmesi,
Kanuna aykırı olup, katılan zorunlu müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 27/02/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Posted in Genel, Yargıtay Kararları

22/07/2018

Yargıtay tarafından aleyhe bozma halinde, İDM sanıkların beyanını almadan direnme kararı veremez!

Ceza Genel Kurulu 2018/198 E. , 2018/271 K.

"İçtihat Metni"

Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 3. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Günü : 13.02.2015
Sayısı : 560-132

Kasten yaralama suçundan sanıklar ... ve ...'nun beraatlerine ilişkin Karşıyaka (Kapatılan) 1. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 16.04.2013 gün ve 805-297 sayılı hükümlerin, katılan ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 10.09.2014 gün ve 6000-29074 sayı ile;
"...Mağdur ...'ın aşamalardaki tutarlı beyanı ve bu beyanıyla uyumlu adli raporu karşısında sanıklar hakkında atılı suçtan mahkûmiyet kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde beraatlerine karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Karşıyaka 7. Asliye Ceza Mahkemesi ise 13.02.2015 gün ve 560-132 sayı ile bozma kararına direnerek sanıkların beraatlerine karar vermiştir.
Bu hükümlerin de katılan ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 12.09.2017 gün ve 208685 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesiyle dosya, kararına direnilen daireye gönderilmiş, 6763 sayılı Kanunun 38. maddesiyle 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici 10. madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 09.04.2018 gün ve 12782-6284 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklara atılı kasten yaralama suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle, aleyhe olan bozma kararına karşı sanıkların beyanı alınmadan direnme kararı verilip verilemeyeceğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya kapsamından;
Yerel mahkemece, bozmadan sonra yapılan yargılamada, sanıklara bozma kararı ve duruşma günü davetiyesinin tebliğ edildiği, sanıkların tebliğe rağmen duruşmaya gelmemeleri üzerine sanıklardan aleyhe bozmaya karşı diyecekleri sorulmadan, müdafilerinin dinlenilmesi ile yetinilip önceki hükümde direnilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır.
1412 sayılı CMUK'nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326/2. maddesine göre, hükmün aleyhe bozulması hâlinde davaya yeniden bakacak mahkemece, sanıktan bozmaya karşı diyeceğinin sorulması zorunlu olup müdafiin dinlenilmesi ile de yetinilemez. Aynı kurala 5271 sayılı CMK'nun 307/2. maddesinde de yer verilmiş olup anılan bu kanun hükümleri uyarınca sanığa, bozmada belirtilen ve aleyhinde sonuç doğurabilecek olan hususlarda beyanda bulunma, kendisini savunma ve bu konudaki delillerini sunma imkânı tanınmalıdır. Bu düzenleme, savunma hakkının sınırlanamayacağı ilkesine dayandığından, uyulmasında zorunluluk bulunan emredici kurallardandır.
Bu zorunluluk beraat hükmünde direnilmesi hâlinde de geçerlidir. Zira Ceza Genel Kurulunca yapılacak inceleme sonucunda Özel Dairenin aleyhe bozması isabetli bulunup yerel mahkeme hükmünün bozulması mümkündür. 1412 sayılı CMUK'nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326/3. maddesine göre ısrar üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara uymak mecburidir. Bu durumda sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyeceği sorulmadan beraat hükmünde direnilebileceğinin kabulü savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurabilecektir. Savunma hakkı sanığın en önemli hakkı olup bu hakkın sınırlanması 1412 sayılı CMUK'nun 308/8. maddesi uyarınca mutlak bozma nedenidir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun duraksamasız uygulamaları da ısrar edilen önceki hüküm beraat dahi olsa sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyecekleri sorulmadan direnme kararı verilemeyeceği yönündedir.
Bu itibarla, yerel mahkemece verilen direnme kararına konu hükümlerin aleyhe olan bozmaya karşı sanıkların beyanı alınmadan yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Karşıyaka 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 13.02.2015 gün ve 560-132 sayılı direnme kararına konu hükümlerinin, aleyhe olan bozmaya karşı sanıkların beyanı alınmadan yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.06.2018 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

22/07/2018

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Eylül 2017’de verdiği kararında, FETÖ yargılamalarının seyrini değiştirmiş, bylock kullanımının FETÖ üyeliği için yeterli delil olduğuna hükmetmişti. Kurul’un kararında “ByLock iletişim sistemi, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilere tespiti halinde, kişinin örgütle bağlantısını gösteren bir delil olacaktır” ifadeleri kullanılmıştı. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun bu kararı tüm FETÖ yargılamaları için de emsal oluşturmuştu. Genel Kurul’un kararındaki “her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik veri tespiti” koşulu, Mart 2018 tarihli Yargıtay 16. Ceza Dairesi kararı ile ayrıntılandırıldı. Daire’nin kararında, “ByLock kullanıcılarının tespitleri açısından operatörler tarafından tutulan CGNAT (HİS) kayıtları bir çeşit üst veridir. CGNAT kayıtları özet veri olması nedeniyle bir iz ve emare niteliğinden olduğundan tek başına kişinin bylock kullanıcısı olduğunu göstermez. Kişiler iradeleri dışında bylock sunucularına yönlendirilmiş olabilirler.

Kişilerin kullanıcı adlarının (User- ID) belirlenememesi ve fakat CGNAT kayıtları ile bylock sunucusuna bağlantı yaptığının tespit edilmesi halinde kişinin gerçek bylock kullanıcısı olduğu ancak henüz User-ID ve şifresinin tespit edilemediği anlaşılabileceği gibi, bylock sunucularına tuzak yöntemlerle yönlendirilmiş olabileceği sonucuna da ulaşılabilir” denildi. 16. Daire, “Ancak operatör kayıtları ve User-ID eşleştirilmesi doğru yapılabilen kişilerin gerçek bylock kullanıcısı olduklarının kabulu gerekeceğinden, kişinin örgütsel gizliliği sağlamak ve haberleşmek amacıyla bylock sistemine girdiğinin ve bu sistemi kullandığının, User- ID, şifre ve grup elemanlarını içerir bylock tespit değerlendirme tutanağı ve CGNAT kayıtlarını içerir belgeler ile kesin olarak kanıtlanması zorunludur” değerlendirmesini yaptı ve Morbeyin uygulaması üzerinden ByLock’a istemi dışında yönlendirildiği tespit edilen bir kişi hakkında verilen hapis cezasını bozdu.

‘Sendika da, okul da, banka da yeterli değil ’

Gaziantep 9. Ağır Ceza Mahkemesi ise Nisan 2018’de; Aktif Eğitim Sen üyesi olan, Bank Asya’da hesabı olan ve çocuklarını FETÖ ile irtibatlı okullara gönderen kişi hakkında beraat kararı verdi. Mahkeme, “Çocuklarını FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı olan okula göndermesinin örgütsel saikle hareket ettiğini göstermeyeceği”ne, “sendikaya üye olmanın örgüt üyeliğine delil olamayacağı”na karar verdi. BankAsya’daki hesap hareketliliği için de mahkeme, kararında “Hesaba para yatırma işlemlerindeki tutarların küçük meblağlar olup kredi kartı ödemelerinde kullanıldığı; sanığın banka hesabını bankacılık işlemleri nedeniyle kullandığı, örgüt liderinin talimatıyla para yatırdığına dair delil olmadığı” gerekçesini gösterdi.

31/01/2018

HAVA LİMANINDA 5 SAAT BAGAJ BEKLEMENİN BEDELİ 6.000₺ TAZMİNAT

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi
2016/2518 E. 2017/4773 K.
K. Tarihi: 27.09.2017
Mahkeme : Asliye Ticaret Mahkemesi
Konu : Hava yolu ile yolcu taşıma ilişkisinden kaynaklanan bagaj kaybolması nedeni ile tazminat davasında görevli mahkemenin Tüketici Mahkemesi olması - Davacının ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket etmesi nedeniyle tüketici, dava konusu taşıma işleminin de tüketici işlemi sayılması - davaya bakma hususunda Tüketici Mahkemelerinin görevli olması

ÖZET: Davacının eşi ve 2 küçük çocuğuyla birlikte Frankfurt seferini yapan uçakla saat 22.30 civarında Atatürk Havalimanı'na iniş yaptığı, valizlerini aldığı ancak çocuk pusetini ilgili bölümde uzunca süre beklemesine rağmen teslim alamadığı, personelin kaba ve ilgisiz tavırlarıyla karşılaştığı, uzun bir süre havalimanında beklemek zorunda kaldıkları, bu süreçte yorulan çocukların düşerek yaralandığı, saatlerce puset hakkında bilgi alamadıkları ve bekletildikleri, en sonunda pusetin uçağa hiç konulmadığı bilgisinin verildiği, davalının taşıma hizmetini gereği gibi vermediği ve davacının ailesi ile birlikte mağdur edildiği ileri sürerek 20.000,00 TL manevi tazminatın 08.12.2013 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmesi, davanın Tüketici Mahkemesi'nde görülmesi gerekirken Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülmesi.

KARAR: Tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemelerinin görevli olduğu belirtilmiş, taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenleme olmasının, bu işlemin tüketici işlemi sayılması gerektiği belirtilmiş. Görev hususunun kamu düzenine ilişkin olduğu, mahkemece yargılamanın her aşamasında resen gözetilmesi gerekir. Davacının ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket etmesi nedeniyle tüketici, dava konusu taşıma işleminin de tüketici işlemi sayıldığı, davaya bakma hususunda tüketici mahkemelerinin görevli olduğu hususu gözetilerek görevsizlik nedeniyle dava dilekçesinin usulden reddine karar verilmesi gerekir.

Taraflar arasında görülen davada Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili; müvekkilinin diş hekimi olup eşi ve 2 küçük çocuğu ile birlikte davalının Frankfurt-... seferini yapan uçağıyla saat 22.30 civarında Atatürk Havalimanı'na iniş yapıldığını, valizlerini aldığını ancak çocuk pusetini ilgili bölümde uzunca süre beklemesine rağmen teslim alamadığını, personelin kaba ve ilgisiz tavırlarıyla karşılaştığını, uzun bir süre havalimanında beklemek zorunda kaldıklarını, bu süreçte yorulan çocukların düşerek yaralandığını, saatlerce puset hakkında bilgi alamadıklarını ve bekletildiklerini, en sonunda pusetin uçağa hiç konulmadığı bilgisinin verildiğini, davalının taşıma hizmetini gereği gibi vermediğini ve müvekkilinin ailesi ile birlikte mağdur edildiğini ileri sürerek 20.000,00 TL manevi tazminatın 08.12.2013 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili; bebek arabasının 11.12.2013 tarihinde teslim edildiğini, bagaj teslimi sırasında yaşanan aksaklıktan dolayısıyla yardımcı olunmaya çalışıldığını, ancak davacının agresif tutumuyla karşılaşıldığını, bagajın teslim edilememesinin manevi tazminat gerektirmediğini savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece iddia, savunma, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamına göre; davacının eşi ve çocuklarıyla havalimanına indikten sonra valizlerini aldığı ancak uzun bir süre bebek pusetini bekledikleri, kendilerine açıklama yapılmaması nedeniyle saatlerce havalimanında pusetin teslim edilmesini beklediği, daha sonra anlaşıldığı üzere pusetin hiç uçağa alınmamış olduğu bilgisinin verildiği, bu bilginin daha önce verilseydi davacı ve ailesinin beş saat kadar beklemek zorunda kalmayacağı, davacının uzun bekleyiş sonucu yaşama keyfinin ve sevincinin azalmasına neden olunduğu, bunun sonucu da manevi yönden acı çektiği ve davacının talebinde haklı olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 6.000,00 TL manevi tazminatın 08.12.2013 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.Dava havayolu ile yolcu taşıma ilişkisinden kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir.

28.05.2014 tarihi itibariyle yürürlüğe giren 6502 sayılı Yasa'nın 3/k maddesinde "Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişi" tüketici, 3/ı maddesinde ise "Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlem" tüketici işlemi olarak tanımlanmıştır. Aynı Yasa'nın 73/1. maddesinde tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemelerinin görevli olduğu belirtilmiş, 83/2. maddesinde ise taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenleme olmasının, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve 6502 sayılı Yasa'nın görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasının engelleyemeyeceğine değinilmiştir. HMK'nın 1. maddesinde ise görev hususunun kamu düzenine ilişkin olduğu, mahkemece yargılamanın her aşamasında resen gözetileceği düzenlenmiştir.

Somut olayda; davanın açıldığı 24.11.2014 tarihi itibariyle 6502 sayılı Yasa'nın yürürlüğe girdiği, davacının ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket etmesi nedeniyle tüketici, dava konusu taşıma işleminin de tüketici işlemi sayıldığı, yukarıda belirtilen yasa hükümleri uyarınca davaya bakma hususunda tüketici mahkemelerinin görevli olduğu hususu gözetilerek görevsizlik nedeniyle dava dilekçesinin usulden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasının incelenip yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.

Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.

Yukarıda açıklanan nedenler kararın BOZULMASINA, ve davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 27/09/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi

07/11/2017

http://www.hadhukuk.com/2017/11/07/is-mahkemeleri-kanunu-kanun-no-7036/

İŞ MAHKEMELERİ KANUNU Kanun No. 7036 Kabul Tarihi: 12/10/2017 Amaç MADDE 1- (1) Bu Kanunun amacı; iş mahkemelerinin kuruluş, görev, yetki ve yargılama usulünü düzenlemektir. İş mahkemelerinin kuruluşu MADDE 2- (1) İş mahkemeleri, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun olumlu görüşü alınarak, tek hâkimli ve…

http://www.hadhukuk.com/2017/07/25/bolge-adliye-bolge-idare-mahkemelerinin-isleyisinde-ortaya-cikan-sorunlarin-giderilme...
25/07/2017

http://www.hadhukuk.com/2017/07/25/bolge-adliye-bolge-idare-mahkemelerinin-isleyisinde-ortaya-cikan-sorunlarin-giderilmesi-amaciyla-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun/

BÖLGE ADLİYE VE BÖLGE İDARE MAHKEMELERİNİN İŞLEYİŞİNDE ORTAYA ÇIKAN SORUNLARIN GİDERİLMESİ AMACIYLA BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN Kanun No. 7035 Kabul Tarihi: 20/7/2017 MADDE 1- 6/1/1982 tarihli ve 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kur...

Address

Akatlar, Zeytinoğlu Caddesi 17/1 Beşiktaş
Istanbul
34740

Opening Hours

Monday 09:00 - 18:00
Tuesday 09:00 - 18:00
Wednesday 09:00 - 18:00
Thursday 09:00 - 18:00
Friday 09:00 - 18:00

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Had Hukuk Bürosu posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Had Hukuk Bürosu:

Share