Avukat Ezgi ENGİN Hukuk Bürosu

Avukat Ezgi ENGİN Hukuk Bürosu Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from Avukat Ezgi ENGİN Hukuk Bürosu, Lawyer & Law Firm, Kemalpaşa Mahallesi Molla Yakup sokak No:7 D:5, Çanakkale.

İDDET MÜDDETİNİN (Bekleme Süresi) KALDIRILMASIhttps://www.canakkalekalem.com/iddet-muddetinin-bekleme-suresi-kaldirilmas...
31/03/2022

İDDET MÜDDETİNİN (Bekleme Süresi) KALDIRILMASI

https://www.canakkalekalem.com/iddet-muddetinin-bekleme-suresi-kaldirilmasi/

https://ezgiengin.av.tr/

SORU 1: İDDET (BEKLEME) SÜRESİ NEDİR?

Türk Medeni Kanunu’nun 132. maddesinin 1. fıkrasında “Evlilik sona ermişse, kadın, evliliğin sona ermesinden başlayarak üç yüz gün geçmedikçe evlenemez.” denilmiştir. Bu madde, boşanma davası sona erdikten sonra, boşanan kadının başka birisiyle evlenmek için beklemesi gereken bir müddetin olduğunu belirtmektedir. İddet müddeti, boşandıktan sonra kadının yeniden evlenmesi için getirilen bir kısıtlama olup boşanan kadının olası gebeliğinde doğacak olan çocuğun soy bağının belirlenebilmesi için getirilmiş bir düzenlemedir. Yani bu kısıtlamanın asıl amacı doğacak çocuğu korumaktır.

SORU 2: İDDET SÜRESİ NASIL KALDIRILIR?

İddet müddeti yani bekleme süresi hiçbir işlem yapılmazsa boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren 300 gün geçmesiyle kendiliğinden kalkar. Eğer boşanan kadın bu süreyi beklemek istemezse, iddet müddetinin kaldırılması davası açarak mahkemeden karar almalıdır. İddet süresini kaldırmak isteyen kadın, açacağı davada hamile olmadığını sağlık raporuyla kanıtlamalıdır. Mahkemenin ilgili davada iddet müddetinin kaldırıldığına ilişkin kararı vermesiyle bekleme süresi kalkmış olacaktır.
Boşanan kadın evliliğini sona erdirdiği eşiyle yeniden evlenir ise iddet süresinin sona ermesinin beklenmesine veyahut bu sürenin kaldırılmasına gerek yoktur. Boşanan kadın, evliliğini sona erdirdiği eşi ile iddet müddeti içerisinde yeniden evlenebilir.
Yine, boşanan kadının doğum yapması ile de iddet müddeti sona ermektedir. Boşanmış olan kadının doğum yaptığı takdirde başka bir şarta gerek kalmadan başka birisi ile yeniden evlenebilmesi mümkündür. Ancak boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren, bekleme süresi içerisinde boşanan kadının doğum yapması halinde, babalık karinesi gereği çocuğun babası boşanılan koca sayılacaktır.

SORU 3: BOŞANAN KADIN İDDET SÜRESİ İÇİNDE BAŞKASINDAN HAMİLE KALIRSA NE OLACAKTIR?

Boşanan olan kadın, iddet süresi içerisinde, başka birinden hamile kalmış ise yeniden evlenebilmesi için bu sürenin bitmesini beklemek zorundadır. Çünkü boşanan kadının bekleme süresi içerisinde başkası ile evlenmesi için hamile olmadığını kanıtlayan sağlık raporu ile mahkemeye başvurması gerekecektir.

SORU 4: SAĞLIK RAPORUNUN ALINMASI İDDET SÜRESİNİ DE ORTADAN KALDIRIR MI?

Uygulamada kadınlar iddet süresini kaldırmak için hastanelerden raporlar alarak evlendirme dairelerine başvurular yapmaktadırlar; fakat kadının herhangi bir mahkeme kararı olmadan aldığı raporun geçerliliği yoktur. Kadının iddet süresinin kaldırılmasına ilişkin talepleri ancak dava yoluyla ileri sürülebilmektedir.

Çanakkale Avukat, Canakkale Avukat, Çanakkale Boşanma Avukatı, Çanakkale Ceza Avukatı, Çanakkale Dava Avukat, Çanakkale Hukuk, Avukat Ezgi ENGİN Hukuk Bürosu

HATALI TRAMER KAYDININ DÜZELTİLMESİhttps://www.canakkalekalem.com/hatali-tramer-kaydinin-duzeltilmesi/https://ezgiengin....
23/02/2022

HATALI TRAMER KAYDININ DÜZELTİLMESİ

https://www.canakkalekalem.com/hatali-tramer-kaydinin-duzeltilmesi/

https://ezgiengin.av.tr/

SORU 1: Tramer Nedir?

Tüm sigorta şirketlerinin trafik sigortası poliçe kayıtlarının tutulduğu ilişkisel bir veritabanı oluşturmak amacı ile kurulmuş olan Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi, T.C. Hazine Müsteşarlığı “TRAMER” adıyla altında kurulmuştur.
Araçlarda kazalar meydana geldiğinde, hasar analizi yapılıp sonrasında hasar kaydı tutulur. Tüm hasar kayıtları da tramerin veri havuzuna eklenmektedir. Hasar kaydı tutulan araçların hasar bilgileri ve kaza tespit tutanakları tramer veri tabanında kayıtlı bulunmaktadır.Ancak bazen yanlış bilgiler girilebilmektedir. Şayet hasar sorgulaması yaptığınızda bilgilerde bir yanlışlık olduğuna rastlamanız durumunda Tramer üzerinden itiraz edip düzeltme talep edebilmektedir.

SORU 2:Tramer Kaydının Düzeltilmesi Davası İdari Yargıda Mı Adli Yargıda Mı Çözülecektir?

Bu hususta Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 30.12.2013 tarihli 2013/938 E. 2013/1760 K.Sayılı kararında “…davacının şirketine ait olan aracıyla seyir halindeyken maddi hasarlı trafik kazasına karıştığı; diğer araç sürücüsünün kazada kusurlu olduğu ve kaza tespit tutanağına da bu şekilde geçirildiği; fotoğrafların çekildiği ancak Trafik Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi (TRAMER) tarafından yapılan inceleme neticesinde davacının kusurlu bulunması sonucu zararının tazmin edilmediği dolayısıyla, trafik bilirkişisi atanarak, gerekirse yerinde yeniden tespit yapılması, ellerindeki fotoğrafların ve raporun incelenerek TRAMER kaydının düzeltilmesi ve sonuçta aracın hasar bedeli/pert bedelinin sigorta şirketi tarafından ödenmesi istemiyle davanın açıldığı anlaşılmıştır….Meydana gelen trafik kazasında oluştuğu öne sürülen maddi zararın, TRAMER kayıtlarındaki yanlışlık nedeniyle sigorta şirketince karşılanmadığı dolayısıyla, TRAMER kayıtlarının kaza tespit tutanağı doğrultusunda düzeltilmesi ve sonuçta davacının maddi zararının giderilmesi amacı güdülerek açılan davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiği açıktır.” Denilmek suretiyle Adli Yargının görevli olduğuna karar vermiştir.

SORU 3 :Tramer Kaydının Düzeltilmesi Davası Kime Yöneltilmelidir?

Hem TRAMER hem de ilgili Sigorta Acentesi bu hatalı işlemlerden sorumlu tutulabilmektedir. Yargıtay4.Hukuk DairesiEsas: 2014/ 12287Karar: 2015 / 1187ve 29.01.2015 tarihli kararında “Sigorta Bilgi Merkezi, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 24. Maddesi uyarınca Hazine Müsteşarlığı nezdinde kurulan, tüzel kişiliği haiz, yine denetimi adı geçen Müsteşarlık tarafından gerçekleştirilen bir kamu tüzel kişisidir. Trafik Sigortaları Bilgi Merkezi (TRAMER) ise, Sigorta Bilgi Merkezi’nin bir alt birimi olup faaliyetleri, 09/08/2008 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan 26962 sayılı Sigorta Bilgi Merkezi Yönetmeliği kapsamında yürütülmektedir. Trafik Sigortaları Bilgi Merkezi, kamusal kurallar çerçevesinde faaliyet göstermekte olup eylem ve işlemleri de kamusal niteliktedir ve kamu hizmeti kavramı çerçevesindedir. Kamu hizmetinin görülmesi sırasında ve hizmet kusurundan doğan zararların gideriminde idari yargı görevlidir.”Diyerek Uyuşmazlık mahkemesinin verdiği karardan farklı bir karar vererek akılların karışmasına neden olmuştur. Ancak sigorta acentesi bakımındanAsliye Ticaret Mahkemeleri görevli olacaktır.

Çanakkale Avukat, Canakkale Avukat, Çanakkale Boşanma Avukatı, Çanakkale Ceza Avukatı, Çanakkale Dava Avukat, Çanakkale Hukuk, Avukat Ezgi ENGİN Hukuk Bürosu

AŞIRI YARARLANMA (GABİN)https://www.canakkalekalem.com/asiri-yararlanma-gabin/https://ezgiengin.av.tr/SORU 1: Aşırı Yara...
27/11/2021

AŞIRI YARARLANMA (GABİN)

https://www.canakkalekalem.com/asiri-yararlanma-gabin/
https://ezgiengin.av.tr/

SORU 1: Aşırı Yararlanma Nedir?

TDK’ye göre, gabin kelimesi anlamı şu şekildedir:“Alışverişte satın alınan mala ödenen karşılığın, malın değerinden çok fazla olması, alışverişte hile yapma- Edimler arasında açık oransızlık”
Sözleşmenin taraflardan birinin diğerinin içinde bulunduğu zayıf durumdan yararlanmak suretiyle, tarafların edimleri arasında oluşturulan orantısızlık hali ve bu orantısızlık nedeniyle bir tarafın temin ettiği haksız yarardır. Yani taraflardan birinin içinde bulunduğu olumsuz koşullardan yararlanmak suretiyle sözleşme özgürlüğünün kötüye kullanılmasının yani olumsuz koşullar içinde bulunan kişinin sömürülmesidir.

SORU 2: Aşırı Yararlanma Hükümleri Nelerdir?

6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun “Aşırı yararlanma” başlıklı 28’inci maddesinde; “Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir.” şeklinde düzenleme mevcuttur.

SORU 3: Aşırı Yararlanmanın Gerçekleşmesi İçin Gerekli Koşullar Nelerdir?

Bu üç unsur ise şu şekildedir:
• Edimler Arasındaki Aşırı Orantısızlık Bulunması
• Zarar Görenin Kanunda Sayılan Olumsuz Koşullardan Birini Taşıması
• Mağdurun Sömürülmesi
• Olumsuz Koşullar

TBK Madde 28’de belirtilen zarar görenin içinde bulunduğu olumsuz koşulları şu şekildedir:
• Zor Durumda Kalma
• Düşüncesizlik
• Deneyimsizlik

SORU 4: Aşırı Yararlanmanın Hüküm ve Sonuçları Nelerdir?

İlgili kanun maddesine göre zarar gören, sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek edimin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir.

TBK Madde 28 ile zarar görene seçimlik hak tanınmıştır. Bu seçimlik haklar şunlardır:
• Sözleşmenin İptalinin İstemesi
• Edimler Arası Oransızlığının Giderilmesi Talebi

SORU 5: Aşırı Yararlanmada Zamanaşımı Süresi Nedir?

Mağdurun deneyimsizlik halinde, aşırı yararlanmayı öğrendiği tarihten itibaren 1 yıllık süre içerisinde sözleşme ile bağlı olmadığını veya edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini talebini bildirmesi gerekmektedir. Aşırı yararlanmanın mağdurun zorda kalması halinde gerçekleştiği durumda ise söz konusu 1 yıllık süre zor durumda kalmanın bittiği andan itibaren başlayacaktır. Zamanaşımı süresi en fazla beş yıl olarak kabul edilmiştir. 5 yıllık sürenin başlangıç tarihi ise sözleşmenin yapıldığı tarihtir. Zarar görenin kanunda öngörülen bu süreleri kullanılmaması halinde aşırı yararlanma artık ileri sürülemez.

Çanakkale Avukat, Canakkale Avukat, Çanakkale Boşanma Avukatı, Çanakkale Ceza Avukatı, Çanakkale Dava Avukat, Çanakkale Hukuk, Avukat Ezgi ENGİN Hukuk Bürosu

ÇOCUK, SUÇ VE CEZA EHLİYETİhttps://www.canakkalekalem.com/cocuk-suc-ve-ceza-ehliyeti/https://ezgiengin.av.tr/Çocuk kavra...
25/11/2021

ÇOCUK, SUÇ VE CEZA EHLİYETİ

https://www.canakkalekalem.com/cocuk-suc-ve-ceza-ehliyeti/
https://ezgiengin.av.tr/

Çocuk kavramı; Türk Dil Kurumu tarafından anne karnından ya da bebeklikten ergenliğe kadar geçen insan hayatındaki dönem olarak tanımlanmıştır. Bu dönem belki de kişiliğimizi oluşturan, en çok öğrendiğimiz, aile ile bağların temelinin atıldığı hatta merak duygumuzun en yüksek de olduğu dönemdir. Çocuklar bu dönemde algılamaya başladığı duygular altında keşfetmeye çalışırlar. Sevmenin, üzülmenin, mutlu olmanın, öfkelenmenin ana unsurlarını bu dönemde bulurlar. Yanlışı ve doğruyu öğrenirler, neyin hatalı bir davranış olduğunu ve bunun suç olup olmadığı kavramı da bu dönemde şekillenir aslında. Örneğin kendisine hiç bağırılmamış, herkesin birbirine gülümsediği, sorunlarını konuşarak halleden bir aile de çocuk öfkeyi değil sevgiyi alır. Dış ortama da bunu yansıtır. Ancak başka bir ailede sevgi değil kavga ile, sürekli çatışma ve şiddetin olduğu bir ortamda yetişen çocuk da dışarıda öfkeyle sorunlarını çözmeye çalışacaktır. Haliyle böyle ortamlarda yetişen çocukların suça meyilli olmaları diğerlerine oranla daha yüksek olmaktadır.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) suça sürüklenen çocuklar ile ilgili 2017 yılı verilerine bakıldığında 17 yaş altı 107.984 çocuğun farklı suçlara karıştığı gözler önüne seriliyor. 2019 yılı verilerinde ise bu oranın %5,8 arttığı ve 511.247 çocuğun kayıtlara geçtiği görülüyor. 168.250 çocuğun ise suça sürüklenme nedeni ile yaralama, hırsızlık, madde kullanımı veya satımı gibi nedenler ile kayıtlara geçtiği belirtiliyor. Tabii bu oranların böyle olması hatta artmasında ki en önemli sebeplerden biri aile. Ancak okuldaki çevre, geçim sıkıntısı ve çocuğun kişiliği de önemli etkenler arasında. İşin hukuksal boyutunda ise her ne kadar suç işlemenin kötü bir şey ve hak ihlali olduğunu bilsek de çocuk olarak baktığımızda durumu biraz daha yumuşatıyoruz. Çocuk davalarında çocuk tarafındaki etkenler, suçun seviyesi, çocuğun niyeti ceza oranlarında indirim sağlıyor.

Ceza hukukunda çocuk; başka suretle ergin olsa bile “henüz 18 yaşını doldurmamış kişi” olarak kabul edilmekte ve yaş küçüklüğü, kusur yeteneğini azaltan veya ortadan kaldıran ve bu açıdan çocuğun cezai ehliyetinin sınırlarını belirleyen bir nedenlerdendir. Çocukların cezai sorumluluğu, isnat yeteneğine (kusur yeteneği) göre, yani çocuğun algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğine göre belirlenir. Bu durum ise yaş küçüklüğü dikkate alınarak çocukların cezai ehliyeti üç grup halinde tasnif edilmiştir.

a) 12 Yaşından Küçük Çocukların Cezai Ehliyeti

Bu yaş grubundaki çocukların cezai ehliyeti ve sorumluluğu mutlak surette yoktur. Kusur yeteneğinden yoksun olduğu kabul edilen 12 yaşından küçük çocuklar, suç işledikleri takdirde, haklarında ceza davası açılamaz ancak çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir.

b) 12-15 Yaş Grubundaki Çocukların Cezai Ehliyeti

Bu yaş grubundaki çocukların cezai ehliyeti olup olmadığı araştırma yapılarak tespit edilir. Bu araştırma ise 2 grupta incelenir:

• Bu yaş grubunda olup da işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya davranışlarını yönlendirme yeteneği yeterince gelişmeyen çocukların da cezai sorumluluğu yoktur. Ancak “çocuklara özgü güvenlik tedbirleri” uygulanabilir.

• Bu yaş grubunda olup da işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya davranışlarını yönlendirme yeteneği gelişmiş çocukların cezai sorumluluğu vardır.

c) 15-18 Yaş Grubundaki Çocukların Cezai Ehliyeti

Bu yaş grubundaki çocukların cezai ehliyeti tam olmakla birlikte belirlenen ceza üzerinden yaş küçüklüğü nedeniyle belli miktarda ceza indirimi yapılmalıdır. Bu yaş aralığındakiler için “algılama” veya davranışlarını “yönlendirme” yeteneğinin gelişip gelişmediği konusunda “adli rapor” alınması zorunlu değildir. Ancak mahkeme veya çocuk hâkimi tarafından çocuk hakkında sosyal inceleme yaptırılmaması halinde, gerekçesi kararda gösterilmelidir. Sosyal inceleme raporu alınmamasının gerekçesi kararda açıklanmadığı takdirde Yargıtay tarafından bu husus bozma nedeni yapılmaktadır.

Çanakkale Avukat, Canakkale Avukat, Çanakkale Boşanma Avukatı, Çanakkale Ceza Avukatı, Çanakkale Dava Avukat, Çanakkale Hukuk, Avukat Ezgi ENGİN Hukuk Bürosu

SOSYAL MEDYA İLE KİŞİLİK HAKLARININ İHLAL EDİLMESİhttps://www.canakkalekalem.com/sosyal-medya-ile-kisilik.../https://ezg...
16/11/2021

SOSYAL MEDYA İLE KİŞİLİK HAKLARININ İHLAL EDİLMESİ

https://www.canakkalekalem.com/sosyal-medya-ile-kisilik.../
https://ezgiengin.av.tr/

1950’lerden itibaren dünya çapında hızla yayılan ve günümüzde de her alan da kullandığımız sosyal a kullanımı 21.yy gelindiğinde doruk noktalara ulaşmıştır. Ortaya çıkan uygulamalar ise bu kullanımı daha da artırmaktadır. Yediğimiz yemekten giyeceğimiz kıyafete kadar bu uygulamalar üzerinden karşılıyoruz. Sadece ihtiyaç olarak değil sosyal çevremiz bile bu durumdan etkileniyor. Eski arkadaşlarıbulmak, yeni kişiler ile tanışmak, iş bulmak öyle ki dünyanın diğer ucunda çıkan fırsatlar bile dakikalar içinde elimizin altında. Durum böyle olunca da vaktimizin çoğunu alan bu platformalar aslında düşüncelerimizin ve eleştirilerimizin yuvası oluyor. Günlük çıkan bir haberi bile saniyeler içinde yüzlerce hatta binlerce kişiye ulaştırıp yorumlarına ulaşmak mümkün. Hal böyle olunca da siyaset, hukuk gibi devlet kolları da artık bu alandan duyularını yapıyor ve halk ile iletişimin büyük oranı buradan sağlanıyor.

Bir siyasetçinin başka bir siyasetçiye laf atması, çıkan yeni kanun, bir davada zanlının serbest bırakılması gibi haberler sosyal medyanın gündemi haline geliyor. İnsanlar kitleler ile birleşerek tepkilerini belli ediyorlar, paylaşım yaparak, etiketleyerek bir şeyleri değiştirmeye, engel olmaya çalışıyorlar. Tabi ki de insanların kitleler halinde birleşerek haberleşmesi, tepkilerini daha hızlı bir şekilde belli edebilmeleri çok güzel ancak bu sosyal medya da yansıyan hukuki kuralların gerçekliği ne kadar yansıttığı açısından şüphe uyandırmaktadır.

Hukuk, kanun gibi uyulması gereken kuralların bu derece yanlış yansıtılmasının olumsuz sonuçlarından biri insanların önemsizleştirmesidir. Örneğin çıkan bir kadına şiddet haberinde, şiddet uygulayan şahsın serbest bırakıldığı haberi uyarıcı nitelikte olabilir ve bunu okuyan insanda “ben de yaparım nasılsa cezası yok” şeklinde düşünmesine sonuç doğurabilir. Buda kadına şiddet oranlarının artmasına sebep Bu bakımdan bakıldığında sosyal medya, hukukun ne kadar içinde olmalı bilinmez ancak hukuki açıdan bu kadar taraflı ve eleştirel bir ortamda yansıyan haberlerin halk tarafından doğru algılanamayacağı kesin.

Tüm bunlarla beraber sosyal medyada çıkan haberlerin doğruluğu teyit edilmeksizin, habere konu kişinin sosyal medya aracılığıyla linç edilmesi, yalan haberlerin yayılması gibi durumları da kişilik haklarının ihlal edilmesine yol açabilmektedir. Bu şekilde mağdur edilen ve kişilik hakları zarara uğrayan kişinin hukuk bakımından maddi ve manevi tazmin haklarının yanı sıra tekzip hakları da mevcuttur.

Tekzip kelime olarak yalanlama, doğru olmadığını açıklama anlamına gelir. Sosyal medyada paylaşılan içerik nedeniyle hakları ihlal edildiğini iddia eden kişi tekzip hakkını kullanarak içerik ya da yer sağlayıcısına ulaşıp kendisine ilişkin içeriğin yayından çıkarılmasını ve yayındaki kapsamından fazla olmamak üzere hazırladığı cevabı bir hafta süreyle internet ortamında yayımlanmasını isteyebilecektir.Bu talepten sonuç alınamaması durumunda dava yoluna giderekalınacak mahkeme kararı sonrası içerik yayından kaldırılabilir ve içerik paylaşan sorumlu kişi hakkında hukuki işlem yapılabilir ve meydana gelen maddi veya manevi zarara göre tazminat talebinde bulunulabilir.
Açelya Erol & Av. Ezgi ENGİN

Çanakkale Avukat, Canakkale Avukat, Çanakkale Boşanma Avukatı, Çanakkale Ceza Avukatı, Çanakkale Dava Avukat, Çanakkale Hukuk, Avukat Ezgi ENGİN Hukuk Bürosu

KÖLE BİR MAL MIDIR YOKSA İNSAN MIDIR?https://www.canakkalekalem.com/kole-bir-mal-midir-yoksa.../https://ezgiengin.av.tr/...
11/11/2021

KÖLE BİR MAL MIDIR YOKSA İNSAN MIDIR?

https://www.canakkalekalem.com/kole-bir-mal-midir-yoksa.../

https://ezgiengin.av.tr/

En eski zamanlarda Romalılar, köleleri mal olarak tanımlamıştır. Kölelerin ffendi, kölesini dilediği gibi kullanabilir, bedel karşılığında ya da bedelsiz olarak kullanımını bir başkasına bırakabilirdi. Hatta köle üzerinde ölüm dirim hakkına dahi sahipti. Efendinin kölesini öldürülmeyip terk etmesi halinde ise köle özgürlüğünü elde edemez sahipsiz mal olurdu. Yani köleler hukuken bir mal statüsünde sayıldığından hukuki bir kişiliğe ve hak ehliyetine sahip değildi.
Köleyi bir nevi efendisinin eli kolu gibi nitelendirebiliriz. Çünkü köle efendisi yerine birtakım hukukî işlemleri gerçekleştirirdi. Kölenin üçüncü kişilerle yaptığı hukuki işlemlerden doğan haklar ise efendisine ait olurdu.
Romalılarda köleliğin hukuki statüsü dönemler boyunca hep tartışma konusu olmuş ve değişiklik göstermiştir. Bu yazımızda köleliğin tarihsel süreçteki değişiminden kısaca bahsedeceğiz.

1- Krallık devri ile Cumhuriyet’in ilk yüzyıllarında efendinin köle üzerindeki mülkiyet hakkına ilişkin yasal bir sınırlama yoktu. Köle üzerindeki mülkiyet hakkı sınırsızdı. Bu dönemde efendinin köle üzerindeki hâkimiyetinin sınırını, örf ve belirlerdi. İlk yüzyıllarında sınırlı bir nüfusa sahip bir şehir devleti olan Roma’da, küçük ölçekli tarıma dayalı aile ekonomisi hâkimdi. Kölelerin sayısı özgür insanlarla karşılaştırıldığında oldukça azdı ve her aile en çok birkaç köleye sahipti. Efendi, küçük tarlasını çocukları ve kölesiyle birlikte eker, hasadı birlikte toplarlardı. Onlarla günlük yaşamda kurduğu ilişki, onların de birer insan olduğunu unutmamasını sağlardı. Bu dönemde köle, efendinin hizmetkârı değil, yardımcısıydı.

2- Cumhuriyet döneminin sonlarına doğru Roma devletinde kölenin durumu büyük ölçüde değişmiştir. Bu dönemde köle sayısının artmasıyla birlikte kölelerin değeri düşmüş ve köle ticareti canlanmıştır. Köleler arasında ayrım yapılmaya başlanılmış ve bu ayrım kölelerin çalıştığı coğrafyaya göre değil, yaptıkları işin niteliğine göre yapılmıştır. MÖ 489 yılından itibaren köleler, halkı eğlendirmek amacıyla, amfi tiyatrolarda vahşi hayvanlarla dövüşmeye zorlanmışlardır.

3- Köle mülkiyetinin sınırlandırılması, ilk kez Augustus döneminde çıkarılan birtakım yasalarla azat etme işlemleri bakımından söz konusu olmuştur. Yasaya göre, kural olarak, 2’den 10’a kadar köleye sahip efendi köle sayısının yarısına kadar; 11’den 30’a kadar köleye sahip ise köle sayısının üçte birine kadar; 31’den 100’e kadar köleye sahip ise köle sayısının dörtte birine kadar ve son olarak 101’den 500’e kadar köleye sahip ise köle sayısının beşte birine kadar köle azat edebilirdi. Azat edilen köle kural olarak, kendisini özgür bırakan kişinin hukukî statüsüne kavuşurdu.

4- Claudius döneminde kölenin kişiliğini tanıyan ve koruyan ilk düzenleme, kölelerin terk edilmesi konusunda yapılmıştır. İmparator Claudius, ağır hasta olan kölelerin efendileri tarafından terk edilmesini yasaklamıştır. Bu yasaya aykırılığın yaptırımı, mülkiyet hakkının kaybı olarak belirlemiştir. Köle ise iyileşmesi durumunda özgürlüğüne kavuşur, hak ehliyeti bakımından ise Latin statüsüne sahip olurdu.

5- Domitianus Döneminde, olağan bir çocuk kölenin piyasa değeri 10 solidii iken, hadım kölenin değeri 70 solidii idi. Hadımların değerinin sıradan kölelerin değerinden fazla olmasından yararlanmak isteyen köle tacirlerinin köleleri hadım etmelerinin yaygın bir uygulama hâline geldiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle İmparatorluk döneminde, hadım etmeyi ve hadım kölelerin satılmasını yasaklayan çeşitli hukuk kuralları düzenlenmiştir. Efendinin köle üzerindeki ölüm dirim hakkını sınırlayan ilk imparator Hadrianus olmuştur.

6- Efendinin köle üzerindeki mülkiyet hakkını sınırlayan en önemli düzenleme, Antoninus Pius döneminde gerçekleşmiştir. Buna göre aşırı ve neden siz şiddet uygulama, aç bırakma gibi kötü muameleleri yasaklamış; eyalet valisini, kötü muamele gören ve ahlaka aykırı eylemlere zorlanan kölelerin şikâyetlerini dinlemekle görevlendirmiştir. İmparator Antoninus Pius, bir başka emirnamesinde efendinin kölesini haklı bir neden bulunmaksızın öldürmesini de yasaklamıştır.

7- Hristiyanlığı benimseyen ilk Roma İmparatoru Constantinus, Yahudilerin ya da başka bir inanca sahip kişilerin, Hristiyan köle edinmesini yasaklamıştır.Ayrıca Hristiyan kölesini sünnet ettiren efendinin, köle üzerindeki mülkiyet hakkını kaybetmesini ve ölüm cezasına çarptırılmasını buyurmuştur. Sünnet edilen köle ise özgürlüğüne kavuşurdu. Ayrıca Constantinus, çocuk kölelerin aile reisleri ya da efendileri tarafından terk edilmesini yasaklamıştır.

8- 392 yılında Theodosius’un Hristiyanlık dinini imparatorluğun resmî dini olarak ilan etmesi ve diğer tüm inançları yasaklamasının ardından, Hristiyan hür insan ve köleleri koruyan düzenlemeler yapılmıştır. Bu dönemde, korkutma yoluyla ya da herhangi bir şekilde Hristiyan kölesini dinden çıkmaya zorlayan efendinin mallarına devlet tarafından el koyulmaya; efendi ise ölüm cezasına çarptırılmaya başlanmıştır.

Çanakkale Avukat, Canakkale Avukat, Çanakkale Boşanma Avukatı, Çanakkale Ceza Avukatı, Çanakkale Dava Avukat, Çanakkale Hukuk, Avukat Ezgi ENGİN Hukuk Bürosu

YENİ HAYVAN HAKLARI KANUNUhttps://www.canakkalekalem.com/yeni-hayvan-haklari-kanunu/https://ezgiengin.av.tr/9 Temmuz 202...
04/11/2021

YENİ HAYVAN HAKLARI KANUNU
https://www.canakkalekalem.com/yeni-hayvan-haklari-kanunu/
https://ezgiengin.av.tr/

9 Temmuz 2021 tarihine kadar hayvanlara karşı işlenen suçlarda 2004 tarihli 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu geçerliydi ve hayvanlar “mal” olarak kabul edildiği için hayvanlara karşı işlenen suçlarda Kabahatler Kanunu kapsamında düşük idari para cezaları uygulanmaktaydı. Örneğin;bir hayvana tecavüz eden, ona işkence eden, onu yaralayan, öldüren kişi kaymakamlığın kestiği idari para cezasını 18 eşit taksitte ya ödüyordu ya da ödemiyordu, ödemezse hiçbir yaptırımı da bulunmamaktaydı. Ancak yasada yapılan değişiklikler ile 9 Temmuz 2021 tarihinden itibaren hayvanlara karşı işlenen suçlar Türk Ceza Kanunu kapsamına alındı.

SORU: Peki Bu Yeni Hayvan Hakları Kanununda Ne Tür Değişiklikler Yapılmıştır?

İlk ve en önemlisi; hayvanların artık ‘mal’ ya da ‘eşya’ olarak değil, ‘can’ statüsünde değerlendirilecek olması ve hayvanlara karşı işlenen suçların TCK kapsamına alınmasıdır. Buna göre artık bir ev hayvanını veya evcil hayvanı kasten öldüren kişiye 6 aydan 4 yıla kadar, nesli yok olma tehlikesi altında olan hayvanı öldürene 1 yıldan 5 yıla kadar, bir hayvan neslini yok eden kişiye 5 yıldan 10 yıla kadar, hayvan dövüştürene 3 aydan 2 yıla kadar, hayvana cinsel saldırıda bulunan ve tecavüz edene 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası verilebilecektir.

SORU: Hayvana Karşı Şiddet Uygulayan Kişinin Suç Eylemini Şikâyet Etme Usulü Nasıl Olacaktır?

Herhangi bir hayvana işkence yapıldığını ya da şiddet uygulandığını gören vatandaş ne yazık ki doğrudan kolluğa ya da savcılığa şikâyette bulunamamaktadır.İlk önce tarım il/ilçe müdürlüğüne şikâyet etmesi gerekmekte ve Tarım İl Müdürlüğü gerek görmesi durumunda savcılığa suç duyurusunda bulunacaktır. Yani yargı makamına şikâyet etme yetkisi sadece tarım il/ilçe müdürlüklerine verilmiştir. Bununla birlikte belediyelerin görevini yapmadığı takdirde görevini ihmal etmek ya da görevi kötüye kullanmaktan dolayı cezalandırılmasının önü de açılmıştır.

SORU: Hayvanlara Karşı Suç İşleyen Kişinin Yargılanma Usulü Nasıl Olacaktır?

Suç işleyen kişi artık savcı ve hâkim karşısına çıkmaktadır. Ceza Muhakemeleri Kanuna göre bu kişi Basit yargılama usulü usulüyle yargılanacaktır. Eğer kişinin işlediği bu suç, ilk suçuysa ve daha önceden sabıkası yoksa hâkim karşısına çıkmadan cezası verilmekte veya dava açılmasının ertelemesi kararı verilebilmektedir.Eğer ki hakim basit yargılama usulünü kabul etmez ve normal yargılama yapacak olursa bu halde kişi hakim karşısına çıktığındave yine kişinin bu ilk cezasıysa, pişmanlığını dile getirdiği vakit hükmün açıklanmasını geri bırakma kararı verilebilmektedir.

SORU: Yeni Hayvan Hakları Kanunu Başka Hangi Yenilikleri Getirmiştir?

1- Yeni getirilen düzenlemeyle artık kedi ve köpek sahipleri, hayvanlarınıdijital kimliklendirme yöntemleriyle kayıt altına aldırmakla yükümlü olmuşlardır.Kedi ve köpek sahipleri, hayvanlarını en geç 31/12/2022 tarihine kadar dijital kimliklendirme yöntemleriyle kayıt altına aldırmak zorundadırlar.

2- Büyükşehir belediyeleri, il belediyeleri ve nüfusu yirmi beş bini aşan büyükşehir ilçe belediyeleri ile diğer belediyeler, sahipsiz veya güçten düşmüş ya da tehlike arz eden hayvanların korunması ve bakımının yapılması ile rehabilitasyonunun sağlanması amacıyla hayvan bakımevleri kurmaları gerekmektedir.Rehabilite edilmemiş sahipsiz köpekler, belediyelerce hayvan bakımevlerinde veya geçici ünitelerde kısırlaştırılarak veri tabanına kaydedilmektedir.

3- Tehlike arz eden hayvanların belirlenmesine ilişkin Bakanlıkça yapılacak düzenleme yürürlüğekonuluncayakadar; Pitbull Terrier, Japanese Tosa, Dogo Argentino, Fila Brasilerio türlerini veya bunların melezlerini üreten, sahiplenen, sahiplendiren, barındıran, besleyen, takas eden, sergileyen, hediye eden ve bunların ülkemize girişini, satışını ve reklamını yapana hayvan başına on bir bin Türk lirası idarî para cezası verilmekte ve Bu hayvanlara el konularak belediyeler tarafından hayvan bakımevine götürülmektedir.

Çanakkale Avukat, Canakkale Avukat, Çanakkale Boşanma Avukatı, Çanakkale Ceza Avukatı, Çanakkale Dava Avukat, Çanakkale Hukuk, Avukat Ezgi ENGİN Hukuk Bürosu

PSİKOLOJİK SORUNLARIN BOŞANMA DAVASINA ETKİSİhttps://www.canakkalekalem.com/psikolojik-sorunlarin-bosanma-davasina-etkis...
27/10/2021

PSİKOLOJİK SORUNLARIN BOŞANMA DAVASINA ETKİSİ
https://www.canakkalekalem.com/psikolojik-sorunlarin-bosanma-davasina-etkisi/

https://ezgiengin.av.tr/

SORU 1:Evli çiftlerin boşanma süreçlerinde sıklıkla birbirlerinin psikolojik rahatsızlıklarının olduğu iddiasına boşanma davalarında rastlamaktayız. Peki bu iddianın boşanma davalarında boşanma sebebi olarak gösterilmesi ve kabul edilmesi hangi koşullarda mümkün olacaktır?

TMK 165. maddesi ile, eşlerden birinin akıl hastası olması sebebiyle ortak hayat, diğer eş için çekilmez hale geldiği takdirde ve hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmi sağlık kurulu raporuyla tespit edilmesi halinde bu eşe boşanma davası açma hakkı tanınmıştır. Ancak bilinmesi gerekmektedir ki; evlilik birliği içerisinde ortaya çıkan her akıl hastalığı boşanmaya sebep oluşturmaz. Akıl hastalığının özel boşanma sebebi kabul edilebilmesi için birtakım şartların gerçekleşmesi gerekmektedir.

Eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hale gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, açılacak davada mutlaka akıl hastalığı özel sebebine dayanılması gerektiğidir. Zira akıl hastalarının eylemleri iradi olmadığından akıl hastaları aleyhine diğer boşanma sebeplerine (zina, terk, evlilik birliğinin sarsılması vb) dayalı olarak boşanma davası açılamaz. Yine aynı sebeple, bu kişilerden tazminat da talep edilemez. Bunun yanı sıra söz konusu psikolojik rahatsızlığın tedavisi mümkün olmamalıdır. Eğer tedavisi var olan bir hastalık mevcutsa bu durumda psikolojik sorunlar nedeniyle boşanma davası açılması mümkün olmayacaktır; başka bir boşanma sebebine dayanılması gerekecektir. Eşlerden birisinin akıl hastalığı olduğu ve bunun tedavisinin mümkün olmadığı resmi sağlık kurulu raporu ile belgelendirilmelidir.

SORU 2: Eşlerden birinin akıl hastalığı derecesinde olmayan psikolojik sorunlarının bulunması nedeniyle evlilik birliğinin sonlandırılması mümkün müdür?

Boşanma davası eşin psikolojik rahatsızlığı olduğu ve bu durumun evliliği çekilmez hale getirdiği iddiası ile açılması sıklıkla görülen bir durumdur. Bu durumun ortaya çıkmasında en önemli etmenlerden biri, psikiyatrik hastalıkların toplumda halen yeterince anlaşılmamış olmasıdır. Bunun nedeni, psikiyatrik rahatsızlıkların bir sağlık sorunu değil de kişisel zayıflık-kusur, gizlenmesi gereken utanç verici bir durum olarak görülmesidir. Durum böyle olunca psikolojik rahatsızlığı olan eş, hastalığı saklama çabasıyla ilaç tedavisini ve doktor takiplerini bırakmakta ve bir süre sonra hastalık nüksedince diğer eş tarafından “suçlu, yalancı’’ pozisyonuna düşmektedir. Psikiyatrik hastalıkların boşanmada kötüye kullanılmasının, evliliğinde çatışmalar olan ve ‘boşanma tehdidi’ altındaki eşlerde korku yarattığı için boşanma davası sürecinde eşler muayene gitmek ve ilaçlarını da kullanmak konusunda çekince yaşamaktadırlar.
Boşanma davası eşin psikolojik rahatsızlığı olduğu ve bu durumun evliliği çekilmez hale getirdiği iddiası ile açılmışsa, mahkeme kararı ile eş hakkında resmi bir kurumdan sağlık raporu alınacaktır. Ancak eşin rahatsızlığı tedavi edilebilir bir rahatsızlık ise ve eş tedavi olmayı reddetmiyor ise bu rahatsızlık başlı başına bir boşanma sebebi olarak değerlendirilmez.

Psikolojik sorunlar nedeniyle boşanmanın gerçekleşebilmesi için kanun koyucu bu sorunların akıl hastalığı derecesine ulaşmasını aramaktadır. Aynı zamanda eşlerden birisinin sahip olduğu hastalık nedeniyle diğer eş için ortak hayat sürdürülmesi çekilmez hale gelmiş olmalıdır. Bunun yanı sıra söz konusu psikolojik rahatsızlığın tedavisi mümkün olmamalıdır. Eğer tedavisi var olan bir hastalık mevcutsa bu durumda psikolojik sorunlar nedeniyle boşanma davası açılması mümkün olmayacaktır. Bununla birlikte eşin psikolojik rahatsızlığının bulunması ve tedaviyi reddetmiyor olmasıyla birlikte bir tedavi sürecinin gerçekleşmesi, başlı başına bir boşanma sebebi kabul edilmemekle birlikte hâkimin boşanma kararı verebilmesi için bahsi olunan psikolojik rahatsızlık ve bu rahatsızlığın tedavisinin evlilik birliğine hasar vermesi gerekmektedir.

Çanakkale Avukat, Canakkale Avukat, Çanakkale Boşanma Avukatı, Çanakkale Ceza Avukatı, Çanakkale Dava Avukat, Çanakkale Hukuk, Avukat Ezgi ENGİN Hukuk Bürosu

Address

Kemalpaşa Mahallesi Molla Yakup Sokak No:7 D:5
Çanakkale
17100

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Avukat Ezgi ENGİN Hukuk Bürosu posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Avukat Ezgi ENGİN Hukuk Bürosu:

Share