Tacan Reynar +

Tacan Reynar + 🛜 İletişim: +90 (533) 869 70 83
✉️ [email protected]
🌐 www.reynarlaw.com Hukukçu, Eski Yargıç.

Bu toprakların en büyük ihtiyacı, kutuplaşma değil toplumsal huzur, nefret değil empati, öfke değil adalettir.Kurban Bay...
27/05/2026

Bu toprakların en büyük ihtiyacı, kutuplaşma değil toplumsal huzur, nefret değil empati, öfke değil adalettir.

Kurban Bayramı’nın halkımıza sağlık, huzur ve umut getirmesini diliyorum. 🙏🏻

İnsanlığın, vicdanın ve dayanışmanın eksilmediği bir memleket umuduyla…

Bayramımız kutlu olsun.

Benim için çok değerli bir andı. 👮‍♂️ Bir emekli polis memuruyla karşılaştım dün Omorfo Açık Pazarı’nı gezerken. Sarıldı...
24/05/2026

Benim için çok değerli bir andı. 👮‍♂️
Bir emekli polis memuruyla karşılaştım dün Omorfo Açık Pazarı’nı gezerken. Sarıldık, uzun uzun hasbihâl ettik…
Birlikte yıllarca mesai geçirdiğim ve özlük hakları açısından bu ülkenin en zor koşullarından biri içerisinde olan polislerimizin neler yaşadıklarını en iyi bilenlerden biriyim. Kimisiyle aynı mahkemelerde çalıştık, kimisi o zor günlerde sabah akşam koruma görevini üstlendi…
Polis mensuplarının sesleri çoğu kez kısılıyor, sendikalaşma hakları yok, liyakatın en rezil biçimini yaşıyorlar, üzerlerine atılan iftiralar için yıllarca mahkemede dava açarak uğraştırılıyorlar. Hak kaybına uğramamak için binbir düzen içinde emekli ediliyorlar. Ya boyun eğersin, ya atılırsın diyorlar…
Saymakla bitmez.
Ama ben biliyorum, bâzen bu kurulu düzen içinde hak savunuculuğu yaparken karşı karşıya gelsek de ayrımız gayrımız yok birbirimizden.
Emekten bahsederken unutmayalım, sesi çıkamayanların da dertleri var.
Duymak isteyene…

Foto: Melihat Haksız

22/05/2026

ARTIK SEÇMEN İRADESİ YOKSA, BU SİVİL SIKIYÖNETİMDİR !

Bu kadar da olmaz denilen ne varsa oluyor, hukuk sadece kitaplarda yazıyor artık.

Yürütme yargının ensesinde, demokrasiyi ve seçme hakkını boğazından sıktıkça sıkıyor, Türkiye’nin yaklaşık yüz yıllık demokrasi yolculuğu her geçen gün daha fazla karartılıyor. Atatürk’ün kadıların adaletinden kurtardığı ve modernize ettiği yargı kurumlarının hakimleri bugün, 100 yıl sonra şimdi kendi partisine darbe vuruyor.

Türkiye’de gördüğümüz bu durum demokrasinin açıkça askıya alınmasıdır, adı da sivil sıkıyönetimdir.

Sivil sıkıyönetim, tankların sokakta olmadığı; ama insanların yine de görünmez bir korku rejimi altında yaşamaya başladığı andır. Hukuken olağan düzen sürüyormuş gibi görünür: mahkemeler açıktır, seçimler yapılır, gazeteler basılır. Ancak bütün bu kurumlar, özünü kaybetmiş kabuklara dönüşür. Çünkü özgürlüğün yok edilmesi her zaman bir darbeyle başlamaz; bazen insanlar, güvenlik ve istikrar adına yavaş yavaş itaate alıştırılır. Böyle dönemlerde devlet, yurttaşını koruyan bir yapı olmaktan çıkar; yurttaşın zihnini disipline eden bir organizmaya dönüşür. Ve en tehlikeli olan da budur: İnsanların baskıyı artık baskı olarak görmemeye başlaması.

Sivil sıkıyönetim, modern çağın en sofistike otoriterlik biçimidir. Çünkü klasik diktatörlükler korkuyu çıplak biçimde gösterirken, sivil sıkıyönetim korkuyu gündelik hayatın içine normalleştirerek yerleştirir. İnsanlar konuşmadan önce düşünür, yazmadan önce otosansür uygular, dost meclislerinde bile cümlelerini tartarak kurar hale gelir. Böylece devlet artık yalnızca bedenleri değil, bilinci de yönetmeye başlar. Michel Foucault’nun tarif ettiği disiplin toplumu tam da burada doğar: Hapishane duvarlarına gerek kalmadan, birey kendi kendisinin gardiyanı olur. Baskının en ileri aşaması, insanların zincir taşıdığını unutmasıdır.

Bir toplumda hukuk, iktidarın sınırı olmaktan çıkıp iktidarın silahına dönüşüyorsa; gazeteciler susturuluyor, muhalefet kriminalize ediliyor ve yurttaş sürekli “tehlike” söylemiyle korkutuluyorsa, orada ilan edilmemiş bir sıkıyönetim vardır. Çünkü özgürlüğün ölümü çoğu zaman bir gecede gerçekleşmez. Önce dil bozulur, sonra düşünce daralır, ardından insanlar yalnızlaşır. Ve sonunda toplum, sessizliği düzen sanmaya başlar. Oysa demokrasi yalnızca sandık değildir; korkmadan konuşabilme cesaretidir. Bir ülkede insanlar gerçeği söylemeden önce başına gelecekleri hesaplıyorsa, o ülkede artık hukuki değil, psikolojik bir kuşatma vardır.

Bugün yaşanılan budur.

Ve unutulmamalıdır ki; bir toplum zincire vurulduğunu her zaman cop sesiyle anlamaz. Bazen zincir, televizyon ekranlarından yayılan korkudur; bazen işini kaybetme endişesi, bazen de konuşursa yalnız bırakılacağı hissi… Sivil sıkıyönetim tam da burada başlar: İnsanların susmayı hayatta kalmanın şartı sanmasında. Oysa bir ülkeyi gerçekten çökerten şey korkunun normalleşmesidir. Çünkü korkunun alışkanlığa dönüştüğü yerde yurttaş ölmez belki,
ama…
toplum korkuya teslim olmayı kader sandığı anda, özgürlüğün alternatifi olarak geriye yalnızca sessizlik kalır. Ve sessizlik, otoriterliğin en sevdiği dildir. Çünkü insanlar konuşmayı bıraktığında, iktidarlar yalnızca ülkeyi değil; hafızayı, vicdanı ve gerçeği de yönetmeye başlar.
Hülasa, bu netice bizim için de geçerli: Bir toplumun çöküşü insanların “zaten hiçbir şey değişmez” cümlesine inanmasıyla başlar.

O yüzden, susma, vazgeçme, diren !

Selam olsun !

20/05/2026

🆘 MAAŞIN YARISINDAN FAZLASI KİRAYA GİDİYORSA BU AÇIK BİR BARINMA KRİZİDİR ! 🆘

Bugün gençler, öğrenciler, emekliler, asgari ücretliler ve dar gelirli aileler; temel bir insan hakkı olan barınmaya erişmekte ciddi zorluk yaşıyorlar. “Olmayan politikalarla” birçok insan maaşlarının büyük bölümünü kiraya vermek zorunda bırakılmakta, birçok yurttaş ise yaşadığı kentten ve yaşamından kopma noktasına sürüklenmektedir.

Mevcut kira denetim sistemi (Kira Denetim Yasası) ise bu tablo karşısında açıkça yetersizdir.

Fahiş kira artışlarını önleyecek etkili mekanizmalar bulunmamakta, döviz bazlı kira uygulamaları halkı kur baskısı altında ezmekte, sosyal konut politikaları ise yıllardır ihmal edilmektedir.

Bu nedenle:
• Etkin ve uygulanabilir bir kira denetim sistemi kurulmalı,
• Fahiş kira artışlarının önüne geçilmeli ve özellikle konut bölgelerinde tavan uygulaması başlatılmalı,
• Döviz bazlı kiralamalar yeniden ve enflasyon değerleri ile birlikte ele alınarak düzenlenmeli,
• Aile desteği olmayan üniversiteli gençler, engelli bireyler ve özellikle sosyal yardım alanlar için derhal devlet katkısı sağlanmalı ve barınma yardımı başlatılmalıdır.

HAREKETE GEÇ ‼️(lütfen paylaşın)17 Mayıs Onur Yürüyüşü’ne katılan birçok kişi, sosyal medyada ağır hakaretlere, hedef gö...
19/05/2026

HAREKETE GEÇ ‼️
(lütfen paylaşın)

17 Mayıs Onur Yürüyüşü’ne katılan birçok kişi, sosyal medyada ağır hakaretlere, hedef göstermelere ve nefret söylemlerine maruz bırakılmıştır.

Eleştiri başka şeydir; bir insanı kimliği nedeniyle aşağılamak, tehdit etmek ve toplumsal hedef haline getirmek ise başka bir şeydir.

Hiç kimse;
• hakarete,
• tehdide,
• aşağılanmaya,
• linç kampanyalarına,
• nefret söylemine maruz kalmak zorunda değildir.

Bir avukat ve aynı zamanda yürüyüşe katılan bir birey olarak açıkça ifade etmek isterim ki:
Sosyal medya üzerinden işlenen nefret içerikli saldırılar “ifade özgürlüğü” adı altında meşrulaştırılamaz.
Özgürlük; başkasının kimliğini ve insanlık onurunu hedef gösterme hakkı ASLA vermez.
Üstelik bu tür fiiller Haksız Fiiller Yasası gereği zem ve kadih oluşturabildiği gibi Ceza Yasası gereği hukuken suç niteliği de taşır.

📌 Fasıl 154 Ceza Yasası’nın 171. maddesi (NEFRET SUÇU) açıkça;
nefret saikiyle gerçekleştirilen, kişileri hedef gösteren,
aşağılayan, şiddete teşvik eden veya toplum içerisinde düşmanlık yaratmayı amaçlayan eylemleri/söylemleri/yazıları “nefret suçu” kapsamında değerlendirmektedir.

Bu nedenle;
nefret söylemine, açık hakarete, tehditlere ve kişilik haklarına saldırılara maruz kalan kişiler için hukuki süreçlerin başlatılması adına destek vermeye hazırız.

📌 Elinizde:
• ekran görüntüsü,
• link,
• kullanıcı adı,
• paylaşım tarihi
bulunuyorsa mutlaka saklayın.

Özellikle:
* açık hakaret,
* tehdit,
* şiddet çağrısı,
* hedef gösterme,
* insanlık onurunu aşağılayıcı ifadeler,
* ve sistematik nefret söylemleri hukuki süreç konusu olabilir.

⚖️ Hukuki değerlendirme ve yönlendirme desteği ücretsiz şekilde sağlanacaktır.

Susmak zorunda değilsiniz.
Nefretin normalleşmesine izin vermemeliyiz.

İnsan hakları; yalnızca herkes için geçerliyse gerçekten insan hakkıdır.

İletişime geçmek isteyenler özel mesaj yoluyla ulaşabilir.

05/02/2026

BİR YERDE ÇÜRÜME VARSA, AYNASI YARGIDIR

Yapılmak istenen “Anayasa Değişikliği” özellikle idarenin işlem, karar veya ihmallerine ilişkin yegâne yargı yetkisine sahip Yüksek İdare Mahkemesi’ni bir istinaf mahkemesi haline getirmek,
ve ilçelerdeki kaza mahkemelerinin de bu işlem, karar veya ihmalleri denetlemesinin önünü açmak içindir. Yine Yüksek Mahkeme’deki yargıç sayısı küçük bir değişiklikle artırılıyor.
Bunun yapılmasıyla özellikle Yüksek Mahkeme’nin ve onun bünyesinde yer alan YİM’in daha etkin çalışması öngörülüyor.

Peki, bir vatandaş veya hakkı ihlal edilen bir kişi Yüksek İdare Mahkemesi’nde neden dava açar?
Neden YİM’in bu kadar yükü var?

Yargı genelinde ve mahkemelerde görev ifa eden yargıçlar özelinde bir iş yükü olduğu gerçek. Özellikle ceza davalarında ciddi bir artış var.
Ancak bence YİM davalarında iş yükünden çok, etkin denetim eksikliğinden bahsedilebilir. Bu nedenle yapılmak istenen değişikliğin vatandaşın daha etkin sonuç alabilmesi için özünde faydalı olacağı kanaatindeyim.
Ancak ben,
YİM’in huzurundaki idari davaların neden bu kadar çoğaldığına özellikle dikkat çekmek istiyorum.

Üstel, “yargının önünü açacağız” derken, etrafındaki bürokratların bazılarının kriminal suçlara karıştıklarını, hemen hemen bütün bakanlıklarda rüşvet, yolsuzluk, görevi kötüye kullanma skandallarının her gün ortaya çıkmakta olduğunu, Bakanlar Kurulu kararlarıyla yaptıkları birçok idari işlemin de yasal dayanaktan yoksun ve hatta suç içeren işlemler olduğunu ise görmezden geliyor.
Tamam biliyoruz, işlerine öyle geliyor.
Ancak erken seçim korkusuyla yine referandum arkasına sığınmak amacıyla böylesine bir mesaj yayınlayınca bir iki kelam etmek de gerekli oldu.

Biliyoruz ki, dağıttıkları kırsal kesim arsaları, ormanlık alanlara yapılan talan, kapişari vatandaşlıklar ve zengini daha zengin etme ideali üzerine kurulan tüm bu kokuşmuş siyaset elbette yargının yükünü artırır.
Örneğin bugün Juju’nun davası var diye Güzelyurt Ceza Mahkemesi kilit halde, vatandaşın yıllardır beklediği davalarının görüşülmesi yine erteleniyor.
Aynısını Kıbrıslı Rumların tutuklanması olayında İskele’de yaşadık. Orada da siyasi zihniyet iş başındaydı. YİM’de ise yapılan hukuksuzlukları durdurmak için ara emirleri görüşülüyor, savcılar yoğun, devletin “işini bilen” bürokratlarının aldığı kararlara karşı adalet arayan vatandaş ise mahkeme koridorlarını arşınlıyor.
Bir yerde çürüme varsa, aynası yargıdır.
Elbette, ayan beyan ortadadır ki, bu çürümüş siyasi zihniyet yargının işleyişini de olumsuz etkiliyor.

Yolsuzluk varsa,
Talan varsa,
Adam kayırmacılık,
Sahte diplomalı bürokratlar,
Sahte diplomalı siyasiler,
Rüşvet ağaları ve amirleri,
Komisyon yiyen bakanlar,
Dokunulmazlık arkasına sığınan kabadayılar,
Varsa bugün bu ülke siyasetinde,
Sormazlar mı:
Elleriniz kirli efendiler, önce ellerinizi temizleyin,
sonra yargının işi her halükârda azalır!

İhaleleri iç etmez, rüşvet yemezseniz, hak yiyerek kırsal kesim arsalarını zenginlere dağıtmaz, hukuksuz davranmaz ve idareyi kirletmezseniz,
YİM’in dava yükü de azalır, referanduma da gerek kalmaz.
Üstel, önce ellerini yıka, sonra etrafını, sonra da yargıyı rahat bırak.
Biz sizden arınalım, yargı da sizden arınsın.

07/01/2026

KİM SUÇLU?
Bu kirli ilişki ağları ve devleti yönetenlerin yetersizliği bir çocuğun tetikçi olmasına da sebebiyet verir, katil de.
Suçlu, 18 yaş altındaki bireyleri suça iten koşullardır.
Önce sosyal devlet olduğunu iddia eden yapı, sonra aile, arkadaşlar, eğitim, sokak ve nihayetinde tüm çevresel koşullar bir çocuğun suç işlemesine sebebiyet verebilir.
O yüzden “suça itilen çocuk” diyoruz.
O yüzden kameraları çocuğa değil, o çocuğu bunu yapmaya iten düzene çevirelim.
KİM SUÇLU diye durmadan soralım.
Çünkü o çocuk yarın kendisini suça iten o silahı sırayla hepimize doğrultacak.

04/01/2026

Sihir, bence bir kar tanesinin düşmesidir,
bir ağacın davetkâr dallarına,
ve orada öylesine beklemesidir,
bembeyaz,
güneş doğuncaya değin,
eriyip, yitmeyi, süzülüp toprağa…

03/01/2026

EMPERYALİZMİN FÜZELERİ !


Sosyalist bir Venezuela 🇻🇪 elbette ABD’nin her zaman hedefinde olacaktı.
Yeni cumhuriyet kurulduğunda Chávez yönetiminin ilk icraatı ABD menşeli uluslararası şirketlerin elinde bulunan enerji ve petrol rezervlerini halk için kamulaştırmak oldu.
Bu nedenle bugün Venezuela’da halk dünyanın en ucuz petrolünü kullanıyor.
Sormazlar mı ABD’nin Venezuela’da ne işi var diye?
Çünkü Venezuela dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip.
Maduro yönetimi neden kötü biliyor muyuz?
Çünkü ABD emperyalizmine kafa tutuyor da ondan.
Hem de bölgedeki birçok Latin ülkenin aksine hareket ederek sosyal devleti savunuyor.
Hatalar, insan hakları ihlalleri var mı? Evet var.
ABD’nin bir numaralı müttefiki Suudi Arabistan’da da var. Ama bugün Mekke’ye Caracas gibi füzeler atılmamasının tek sebebi Suudi’leri ABD’nin müttefiki olmayı seçmesinden dolayıdır. İnsan hakları, demokrasi palavraları falan fasa fiso.
Demokrasinin ve halkların özgür iradelerinin bir numaralı düşmanı daima ve hâlen emperalizmdir.
Ve elbette emperalistleri görmemeyi seçen körleşmiş içtekiler. 🇻🇪

30/12/2025

🚨HÜKÜMET EDEMEYENLERİN ÜRESİN’İ HÂLEN GÖREVDE !

Bu ada yarısında kamudaki yozlaşmanın ne boyutta olduğunu, nasıl bir düzen kurulduğunu her geçen gün daha da net anlıyoruz.

📌Geçtiğimiz hafta yayınladığım İskan Komitesi Başkanı Halis Üresin’in görevini kötüye kullandığına dair paylaşımım ardından bu gerekçeyle İçişleri Bakanlığı tarafından Bakanlar Kurulu’na önerge yapıldığı ancak hâlen görevden el çektirilmediği ve işe gidip geldiğini öğrendim.

📌Görevini kötüye kullandığı sabit olan birinin böylesine bir makamda kamu belgelerine ne kadar kolay ulaşabildiğini düşündüğümüzde, buna karşı önlem almaya cesareti olmayanlar tarafından yönetildiğimiz gerçeği gerçekten çok vahim!
Görevini kötüye kullandığı açık olan birinin böylesine yüzsüz bir meydan okumada bulunması ve halen İçişleri Bakanlığı’nda gidip koltuğuna oturması tamamen bir rezalettir, İçişleri Bakanlığı’nın acziyetidir.

📌Nasıl bir düzen kurulduğunu daha iyi anlayalım diye ek bir bilgi daha paylaşalım ki, kamu yönetiminde bulunanların “LİYAKAT”tan ve kamu maliyesinden ne anladıklarını göstermek amacıyla, ibret olsun.
Kendisiyle yapılan özel sözleşme gereğince devlet her ay Halis Üresin’e YÜKSEK MAHKEME YARGIÇLARI için ödenen (evli ve 3 çocuk sahibi esası üzerinden) maaş kadar maaş ödüyor!
Meblağı ben yazmayacağım, dileyenler araştırabilir.

Anlayacağınız şu anda görevini kötüye kullanıp eşinin dilekçesini onaylarak kendine kamu malı alan kişiye maaş ödemeye devam ediyoruz.

Kamuda liyakat mı?
Utanma mı?
Namevcut.

Address

Morfou

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Tacan Reynar + posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Tacan Reynar +:

Share